olsam da uçsam,
uçsam da türkiyeye konsam
kar topu oynasam,
kardan baayan yapsam,
burnuna havuç koysam,
soğuktan neredeyse donsam,
sokaklarda kaya kaya yürüsem,
düşenlere katıla katıla gülsem,
komşuma gülünce ben de düşsem...
hiç fena olmazdı hani:(
11 Şubat 2010
29 Ocak 2010
allah isterse her şey olur
aslında böyle şeyler anlatılmaz, fakat iki gündür içimde uçuşan kuşlara hakim olamıyorum. öyle mutluyum öyle mutluyum ki paylaşmazsam olmayacak.
ciddeli hanımlar olarak gönüllüler vakfı adında bir derneğimiz var. tek hedefimiz muhtaçlara yardım edebilmek. birçok yardımlarımız oldu ama öyle birisi oldu ki rabbim kabul etsin çok hayırlı oldu kanaatindeyiz. arabistanda 12 senedir ailesini ve ülkesini hiç görmeyen bangladeşli bir kardeşimiz vardı. iki senedir de evli. yani yeni evli bir beyefendi. fakat bu kardeşimiz aynı zamanda iki senedir de kanser hastası. oturma izinleri de yok. arabistanda oturma izni olmayanlar ölüme terkedilmiş sayılır. zavallı hanımı sırf beyinin tedavi masrafını karşılayabilmek için günlüğü takriben on milyona denk gelen günlük temizlik işlerine gidiyor. eşinin hastalığının çok artması neticesinde doktorların tavsiyesi üzerine hanımı artık tedavi masrafları için değil son günlerinde ölmüş babasından yadigar kalan ama annesini görmeye gidebilsin diye uçak biletini alabilmek adına temizliğe gidiyordu. ikisi de öyle zor durumda kalmışlardı ki, onların sıkıntısını tam manasıyla anlayabilmem mümkün değil, anladığım kadarını anlatabilmem dahi mümkün değil.
bir şekilde bizim kulağımıza gelince bu durum, ne yapabiliriz diye düşündük önce. herkesten bir fikir çıktı, en nihayetinde bilet parası için gıda kermesi düzenleyelim dedik.kermesimizi, geçenlerde ciddeye gelen prof.dr. üstün dökmen beyefendinin konferansının olduğu türk okulunun bahçesinde aynı saatlere denk getirdik ki katılım daha çok olsun. ciddeli türk hanımlar allah hepsinden bin kere razı olsun elleri tepsilerle dolu dolu akın ettiler kermesimize.
netice tahayyülümüzün çok fevkınde bir rakam oldu ve hasta kardeşimiz şimdi ülkesinde. uçaktan iner inmez bayılmış fenalaşmış. abisi ve kardeşleri karşılamışlar. annesi başka bir şehirde onu beklerken, geçirdiği fenalık yüzünden havalimanının bulunduğu ildeki bir hastanede tedavi altına alınmış.
içimde kuşların sebebi, aklıma geldikçe mutluluktan gözlerimi dolduran şeyse; tedaviye cevap vermeye başlamış. hergün biraz daha iyiye gidiyormuş.
şimdiki dileğimiz ise cidde de kalan hanımının da bir an evvel eşine kavuşması.
ciddeli hanımlar olarak gönüllüler vakfı adında bir derneğimiz var. tek hedefimiz muhtaçlara yardım edebilmek. birçok yardımlarımız oldu ama öyle birisi oldu ki rabbim kabul etsin çok hayırlı oldu kanaatindeyiz. arabistanda 12 senedir ailesini ve ülkesini hiç görmeyen bangladeşli bir kardeşimiz vardı. iki senedir de evli. yani yeni evli bir beyefendi. fakat bu kardeşimiz aynı zamanda iki senedir de kanser hastası. oturma izinleri de yok. arabistanda oturma izni olmayanlar ölüme terkedilmiş sayılır. zavallı hanımı sırf beyinin tedavi masrafını karşılayabilmek için günlüğü takriben on milyona denk gelen günlük temizlik işlerine gidiyor. eşinin hastalığının çok artması neticesinde doktorların tavsiyesi üzerine hanımı artık tedavi masrafları için değil son günlerinde ölmüş babasından yadigar kalan ama annesini görmeye gidebilsin diye uçak biletini alabilmek adına temizliğe gidiyordu. ikisi de öyle zor durumda kalmışlardı ki, onların sıkıntısını tam manasıyla anlayabilmem mümkün değil, anladığım kadarını anlatabilmem dahi mümkün değil.
bir şekilde bizim kulağımıza gelince bu durum, ne yapabiliriz diye düşündük önce. herkesten bir fikir çıktı, en nihayetinde bilet parası için gıda kermesi düzenleyelim dedik.kermesimizi, geçenlerde ciddeye gelen prof.dr. üstün dökmen beyefendinin konferansının olduğu türk okulunun bahçesinde aynı saatlere denk getirdik ki katılım daha çok olsun. ciddeli türk hanımlar allah hepsinden bin kere razı olsun elleri tepsilerle dolu dolu akın ettiler kermesimize.
netice tahayyülümüzün çok fevkınde bir rakam oldu ve hasta kardeşimiz şimdi ülkesinde. uçaktan iner inmez bayılmış fenalaşmış. abisi ve kardeşleri karşılamışlar. annesi başka bir şehirde onu beklerken, geçirdiği fenalık yüzünden havalimanının bulunduğu ildeki bir hastanede tedavi altına alınmış.
içimde kuşların sebebi, aklıma geldikçe mutluluktan gözlerimi dolduran şeyse; tedaviye cevap vermeye başlamış. hergün biraz daha iyiye gidiyormuş.
şimdiki dileğimiz ise cidde de kalan hanımının da bir an evvel eşine kavuşması.
18 Ocak 2010
düşün bakalım
sizi cepten arayan birisi var
ama siz onunla o an görüşmek istemiyorsunuz
meşgule mi düşürürsünüz
yoksa
karşı tarafın pes etmesini mi beklersiniz?
3 Ocak 2010
üzülüyorum, hem nasıl
çocukluk hakikaten de büyük safiyetmiş.
okul yıllarımda, çok sevdiğim, ailemden çok vakit geçirdiğim, çocukça sırlarımı paylaştığım, benden bildiğim canım arkadaşlarıma net sayesinde tekrar kavuştum birer, birer.
face to face durumu:)
artık konuşup sohbet ediyoruz, aradan geçen yıllarımızı anlatıyoruz birbirimize, kameralı görüşüp ne kadar büyüdüğümüze inanamıyoruz. sürekli şaşırıyoruz, sürekli ağzımız açık kalıyor.
sonra diyorum ki; çocukluk büyük masumlukmuş. bir kaçı hariç, bir çoğu çok değişmiş. artık benden değillermiş. sonra kendime şaşırıyorum benim böyle arkadaşlarımda mı varmış diye.bir tuhaf hissediyorum. biraz korku, ürperti, biraz özlem, en fazla da üzüntü yer alıyor kalbimde. mesele,benim çocukluk arkadaşlarımla ilgili olsa da annelik duygularım ağır basıyor galiba, kendi yavrularım için endişeleniyorum hemen. sonra,"herkesin sahibi allah, anneliğini yap yeter"diyor aklım kalbime.
öyle bir anlattım ki,siz de şimdi bir şey var sanacaksınız, belki var belki yok ama değişim çok.
fazla samimi gördüm kendimi
bu seferlik böle olsun o zaman.
hayırlı geceler herkese
okul yıllarımda, çok sevdiğim, ailemden çok vakit geçirdiğim, çocukça sırlarımı paylaştığım, benden bildiğim canım arkadaşlarıma net sayesinde tekrar kavuştum birer, birer.
face to face durumu:)
artık konuşup sohbet ediyoruz, aradan geçen yıllarımızı anlatıyoruz birbirimize, kameralı görüşüp ne kadar büyüdüğümüze inanamıyoruz. sürekli şaşırıyoruz, sürekli ağzımız açık kalıyor.
sonra diyorum ki; çocukluk büyük masumlukmuş. bir kaçı hariç, bir çoğu çok değişmiş. artık benden değillermiş. sonra kendime şaşırıyorum benim böyle arkadaşlarımda mı varmış diye.bir tuhaf hissediyorum. biraz korku, ürperti, biraz özlem, en fazla da üzüntü yer alıyor kalbimde. mesele,benim çocukluk arkadaşlarımla ilgili olsa da annelik duygularım ağır basıyor galiba, kendi yavrularım için endişeleniyorum hemen. sonra,"herkesin sahibi allah, anneliğini yap yeter"diyor aklım kalbime.
öyle bir anlattım ki,siz de şimdi bir şey var sanacaksınız, belki var belki yok ama değişim çok.
fazla samimi gördüm kendimi
bu seferlik böle olsun o zaman.
hayırlı geceler herkese
27 Aralık 2009
tövbe ediyorum
haklısın mehmet abi, "son" dedik son olacaktı neredeyse, karabasandan kurtuldum yazdım hemen. bir noktadan sonra insan yazının kalitesine çok dikkat etmiyor biliyor musun? önemli olan blogu öldürmemek bence, zaten yazdıkça açılıyor insan, yazası geliyor. mide gibi yani yedikçe miden büyür daha çok yersin veya yemedikçe yemezsin. blogda onun gibi, yazdıkça yazarsın, bir sekteye uğrarsa işin zor. bu yüzden ben de blogumu öldürmemek adına yazıyorum, sakın "ne yazıyor bu yaw" demeyin. imla kurallarıma da bakmayın, özgürce yazmak süpper bişe bence, imla kurallarını hiç sevmiyorum.
bu gecelik bu kadar yeter, çok da şımartmamak lazım bu blogları:)
bu gecelik bu kadar yeter, çok da şımartmamak lazım bu blogları:)
13 Aralık 2009
tamam tamam,bu son

elli kere diyorum, taksit taksit göndermeyin diye, sağolsun arkadaşlar parça parça gönderiyorlar fotoları. benim suçum değil yani.
şimdi kısaca fotoyu anlatayım;
mavi giysili hacılar malezyalı hacı kafilesi. boyuna bir halka olmuşlar. söylediklerine göre halkanın ortası da malezyalı hanım hacılar varmış... ne centilmenlik ama, takdir ettim valla...şak şak şak.....
10 Aralık 2009
8 Aralık 2009
5 Aralık 2009
hu huu komşuu!
İnsan yabancı bir yerde yaşayınca böyle hatalar da yapabiliyor. Her millet farklı tabi.
Geçen gün yeni evimin yeni karşı komşusuyla yeni arkadaşlıklar hayal ederek güzel bir tabak hazırlayıp komşuma götürmüştüm. Sağolsun, hoş bir sohbetimiz oldu o akşam...Her ne kadar devamı gelmese de bir akşamlık komşuculuk oynadık.
Lakin tabağımdan bir daha haber alamadım ne yazık ki:( Neccem ben şimdi. Gitti güzelim takım. Burda böyle demek ki, tabağın iadesi olmuyormuş. Baştan bileydim plastik tabakla vermezmiydim ben onları.
Bilemedim ben onuu bilemedim:(
Geçen gün yeni evimin yeni karşı komşusuyla yeni arkadaşlıklar hayal ederek güzel bir tabak hazırlayıp komşuma götürmüştüm. Sağolsun, hoş bir sohbetimiz oldu o akşam...Her ne kadar devamı gelmese de bir akşamlık komşuculuk oynadık.
Lakin tabağımdan bir daha haber alamadım ne yazık ki:( Neccem ben şimdi. Gitti güzelim takım. Burda böyle demek ki, tabağın iadesi olmuyormuş. Baştan bileydim plastik tabakla vermezmiydim ben onları.
Bilemedim ben onuu bilemedim:(
16 Kasım 2009
14 Kasım 2009
yüreğimden sızıntılar

Selam kimsesizim,boynu büküğüm, garibim benim.
Ne biçim bir sahibin varsa,
Yılda bir kaç kez uğruyor hatırlarsa...
Ben sana nankörlük yapmış olsam da,
ilk göz ağrım, ilk heyecanımsın ne de olsa...
Bu yüzden,
Özür diliyorum senden.
İnan hep aklımdaydın aslında
Yüreğimden akanlara baksana
Bir daha böyle olmaz desem de
İnanır mısın bana yine de?
Ben olsam inanmam benim gibisine
Sana da inanma derim böylesine
sakın bunu bir veda sanma
Ne biçim bir sahibin varsa,
Yılda bir kaç kez uğruyor hatırlarsa...
Ben sana nankörlük yapmış olsam da,
ilk göz ağrım, ilk heyecanımsın ne de olsa...
Bu yüzden,
Özür diliyorum senden.
İnan hep aklımdaydın aslında
Yüreğimden akanlara baksana
Bir daha böyle olmaz desem de
İnanır mısın bana yine de?
Ben olsam inanmam benim gibisine
Sana da inanma derim böylesine
sakın bunu bir veda sanma
onca anı,onca hatıradan sonra
kolay mı elveda demek sana
korkma,silip atamam seni çöp kutusuna
Zaten başıma kaldın sanırım
Hatıralar izin vermiyor ki ayrılalım
Bundan sonra da beraberiz korkarım
Hemen küsme be şaka yaptım:)
Sayende tarihe geçtim bir de
"Bloguna şiir yazan ilk sahibe"
Daha ne yapayım senin için
Küçük emraha bile bağladım için için:(
Bence yeter ama bu kadar
Yaz yaz nereye kadar
Hem barıştık sanırım artık
E görüşrüz o zaman allahaısmarladık
Hatıralar izin vermiyor ki ayrılalım
Bundan sonra da beraberiz korkarım
Hemen küsme be şaka yaptım:)
Sayende tarihe geçtim bir de
"Bloguna şiir yazan ilk sahibe"
Daha ne yapayım senin için
Küçük emraha bile bağladım için için:(
Bence yeter ama bu kadar
Yaz yaz nereye kadar
Hem barıştık sanırım artık
E görüşrüz o zaman allahaısmarladık
12 Kasım 2009
unutulmuş, üzüldüm
blogumu görünce çok üzüldüm gerçekten, boynu bükük, garip garip kalakalmış öyle...
daha yazacaktım ama sonra inşaallah
misafir gelmiş, kapıda bekletmeyeyim şimdi
daha yazacaktım ama sonra inşaallah
misafir gelmiş, kapıda bekletmeyeyim şimdi
1 Mart 2009
Bir Rica
Sayın blog okuyucularım; sizlerden bir ricam olacak. Blogumu takip edenler başka yerlerdeki yazılarıma yorum yaparken azıcık daha dikkatli olurlarsa çok sevinirim. Gülünmeyen şakalar can sıkıcı olabiliyor.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Efsane Geri Dönüyor
27 Şubat 2009
Zormuş
Apartmanımızda bir çok milletten insan oturuyor. Öğleden sonra evimin içini saran envai çeşit yemek kokularından da bunu anlamak mümkün. Bu kokulardan da nasıl kurtulabilirim hiç bilmiyorum. Kaç şişe oda spreyi kullandıysam da, elimde kolonya şişesiyle dolaşsam da çare değil maalesef. Kokular çok ilginç ve birbirinden çok farklı. Her bir koku bir millete işaret ediyor olsa gerek.
Binamızda şimdiye kadar öğrenebildiğim kadarıyla Suudi, Mısırlı, Hindistanlı, Pakistanlı komşularımız var. Belki dahası da vardır fakat maalesef komşuluk olmadığı için ancak bu kadarını biliyorum. Apartmanda bir çok daire olmasına rağmen uzaktan bakınca insana hayalet apartman, terkedilmiş bina gibi izlenimler veriyor. Ben binaya her girip çıkmamda hususi olarak kafamı kaldırıp pencerelere bakıyorum en fazla iki tane dairenin ışığı açık oluyor. Hayret bir durum gerçekten. Bu kadar insan karanlıkta mı oturuyor acaba? Hem insan asansörde inip çıkarken hiç mi birisiyle karşılaşmaz? Ben karşılaşamadım henüz. Tek tanışabildiğim yandaki Mısırlı komşum, onu da hacdan beri göremiyorum maalesef.
Komşularım, arkadaşlarım olacak diye hayaller kurdukça durum daha da vahim bir hal alıyor. Geçen gün olağanüstü bir şey oldu, kapım çaldı. Uzun bir kontrolden sonra açtım kapıyı. Karşımda genç bir bayan gördüm ve çok mutlu oldum o an için. İşte dedim beklediğim an geldi. Sonunda bir komşum olacak galiba diye sevinirken , canım komşucuğum hiç durmadan arapça konuşuyordu benimle. O anda henüz arapçayı tam öğrenemediğim için bir kez daha kızdım kendime. Sonra ağlamaklı gözlerle komşuma ingilizce bilip bilmediğini sordum ve bir kez daha yıkıldım. Zavallı kız da üzgün bir ifade ile arkasını döndü ve gitti. Bir daha da göremedim kendisini. Artık inanıyorum ki; bu benim imtihanım galiba. Yine de yüce Allahım bana birilerini gönderiyor.
Genelde Türk hastanesinde karşılaşıp görüştüğüm Suriyeli bir arkadaşım var. Hatta arkadaşlığımızı ilerleterek evlerimize gidip gelmeye başlıyoruz. Aslında tam bizler gibi birisi, şimdiye kadar tanıdığım her Suriyeli gibi çok içten ve samimi. Ah bir de ingilizce bilse veya ben arapça bilsem. En çok beni kızdıran şey de; arapça bilmediğimi bilmesine rağmen ısrarla bana laf anlatmaya çalışması oluyor. Üstelik anlamadığım gerçeğini yüzümde gördüğü zaman bu kez de bağırarak anlatmaya çalışıyor, o anda ağlayasım geliyor işte :( Ama artık yeni bir taktik uyguluyorum. Tam da böyle anlarda ben de ona türkçe birşeyler söylüyorum hemen, tabi o da anlamadığını ifade ediyor bu kez bağırarak tekrarlıyorum ve lafı daha da uzatıyorum :)) Aslında zevkli bir şeymiş. Tabi bir de ona sormak lazım. Öyle yada böyle anlaşıyoruz neticede. Bir lafı on dakikada anlatabilsekte birbirimize yine de suriyeli arkadaşımı seviyorum:)
Gurbet bu olsa gerek... Bir de hüzünlüsü var bunun. Hüzünlü gurbet :(
Binamızda şimdiye kadar öğrenebildiğim kadarıyla Suudi, Mısırlı, Hindistanlı, Pakistanlı komşularımız var. Belki dahası da vardır fakat maalesef komşuluk olmadığı için ancak bu kadarını biliyorum. Apartmanda bir çok daire olmasına rağmen uzaktan bakınca insana hayalet apartman, terkedilmiş bina gibi izlenimler veriyor. Ben binaya her girip çıkmamda hususi olarak kafamı kaldırıp pencerelere bakıyorum en fazla iki tane dairenin ışığı açık oluyor. Hayret bir durum gerçekten. Bu kadar insan karanlıkta mı oturuyor acaba? Hem insan asansörde inip çıkarken hiç mi birisiyle karşılaşmaz? Ben karşılaşamadım henüz. Tek tanışabildiğim yandaki Mısırlı komşum, onu da hacdan beri göremiyorum maalesef.
Komşularım, arkadaşlarım olacak diye hayaller kurdukça durum daha da vahim bir hal alıyor. Geçen gün olağanüstü bir şey oldu, kapım çaldı. Uzun bir kontrolden sonra açtım kapıyı. Karşımda genç bir bayan gördüm ve çok mutlu oldum o an için. İşte dedim beklediğim an geldi. Sonunda bir komşum olacak galiba diye sevinirken , canım komşucuğum hiç durmadan arapça konuşuyordu benimle. O anda henüz arapçayı tam öğrenemediğim için bir kez daha kızdım kendime. Sonra ağlamaklı gözlerle komşuma ingilizce bilip bilmediğini sordum ve bir kez daha yıkıldım. Zavallı kız da üzgün bir ifade ile arkasını döndü ve gitti. Bir daha da göremedim kendisini. Artık inanıyorum ki; bu benim imtihanım galiba. Yine de yüce Allahım bana birilerini gönderiyor.
Genelde Türk hastanesinde karşılaşıp görüştüğüm Suriyeli bir arkadaşım var. Hatta arkadaşlığımızı ilerleterek evlerimize gidip gelmeye başlıyoruz. Aslında tam bizler gibi birisi, şimdiye kadar tanıdığım her Suriyeli gibi çok içten ve samimi. Ah bir de ingilizce bilse veya ben arapça bilsem. En çok beni kızdıran şey de; arapça bilmediğimi bilmesine rağmen ısrarla bana laf anlatmaya çalışması oluyor. Üstelik anlamadığım gerçeğini yüzümde gördüğü zaman bu kez de bağırarak anlatmaya çalışıyor, o anda ağlayasım geliyor işte :( Ama artık yeni bir taktik uyguluyorum. Tam da böyle anlarda ben de ona türkçe birşeyler söylüyorum hemen, tabi o da anlamadığını ifade ediyor bu kez bağırarak tekrarlıyorum ve lafı daha da uzatıyorum :)) Aslında zevkli bir şeymiş. Tabi bir de ona sormak lazım. Öyle yada böyle anlaşıyoruz neticede. Bir lafı on dakikada anlatabilsekte birbirimize yine de suriyeli arkadaşımı seviyorum:)
Gurbet bu olsa gerek... Bir de hüzünlüsü var bunun. Hüzünlü gurbet :(
25 Ocak 2009
3 Ocak 2009
Yemek Derdi Beni Gerdi
Her hanımın klasik derdidir "akşama ne pişirsem acaba?" sorusu. Yemeğin adını koymak, pişirmekten çok daha zor gelir. Hanımlar genelde bu konuda eşlerinden: " akşama ne pişireyim, ne istersin? " sorusu ile görünüşte amacı eşinin istediğini pişirmek gibi olsada, aslında karar veremediği için içten içe eşine bir "yalvarırım yardım et "yakarışıdır bu. Zaten karar veremeyişinin sebebi de genelde eşlerdir.Pırasa yemem,
Kabak yemem,
Patlıcanı yumuşak olursa yemem, fırında pişerse belki.
Mümkünse yemekler etsiz olmasın :(( ama etli pilavı ana yemek olarak kabul edemem, yanında mutlaka başka şeyler olmalı.
Çorbasız sofra eksikdir.
Salatayı her gün aynı çeşit yapma.
Arada bir evde kendin lavaş yap, ekmekte çeşit olsun... vs... gibi ayrıntılar hanımların zaten eşinin ağzına layık pişirecek yemek bulamadığı için patlamak üzere olan kafasını daha da ağrıtır. Üstelik takdir görüp görmeyeceği de belli değil. Zavallı hanımlar hem bu sıkıntıyı yaşarlar, hem de kendi sevdikleri yemeklerin hasretini ancak annelerinin yanına gittiğinde giderebilirler. (Yazın anneme kavuştuğum zaman ilk işim ondan kabak pişirmesini isteyeceğim.)
Derdimle sizleri de gerdiysem özür dilerim. Sözlerimi bitirirken hanım blogcu arkadaşlarımdan bir rica da bulunmak istiyorum. Lütfen arada bir akşama ne yemek pişirdiğinizi paylaşın benimle, fikir olur belki. Acıyın bana:( Bir de patlıcan nasıl sert pişer, bileniniz var mı?
1 Ocak 2009
Ankara Simidi
Son günlerde hep hayalimde sıcacık, çıtır çıtır Ankara simidi.Tabi sadece hayal benim için. Ankara'dan umreye birileri gelse de şöyle on tane sipariş etsem. Öyle hasretini çekiyorum ki mübareğin, on tanesi için tam 103 tl ödeyerek başbakana bu konuda rakip bile olabilirim :)
Buradan Ankaralılara sesleniyorum. Simidinizin kıymetini bilin. O gevrek, lezzetli nimetin değerini anlayın, Allah'a şükredin ve benim için de yiyin ama yanına bir de çay alın. Kuru kuru boğazıma tıkanmasın. Havalar sıcak olsaydı ayran daha iyi giderdi ama neyse...Hadi afiyet olsun o zaman :(
27 Aralık 2008
Ne Oldu Acaba?
Bir gün öğle saatlerinde pencerenin önünde kızıma yemeğini yediriyordum ki, feci bir fren sesi ile irkildik ikimiz de. Ani bir refleks ile camdan dışarı baktığımda pakistanlı bir adamın polis arabası ile önünün kesildiğini gördüm. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışırken polis, belindeki silahını çıkarıp adamın kafasına dayadı. Bu arada eli ayağı da boş durmuyordu polis beyin. Pakistanlı adamı dövüyordu bir yandan da. Dayak yiyen ve kafasındaki silahın altında son anlarını yaşadığını düşünen zavallı adam bu korku ve çaresizlik içinde polise karşı direnemeyerek sadece "ene müslim, ene müslim" diye bağırıyordu. İlk bakışta bir iftira olayı izlenimini veren bu olayda enteresan bir de ayrıntı dikkatimi çekti. Bütün bunlar olurken gayet temiz giyimli ve efendi duruşlu bir suudi adam da pakistanlının yanındaydı ilk önce. Polis devreye girdikten sonra suudi adam olayı bir kaç adım geriden aynı efendilikle izledi sadece.
Netice mi? Netice; zanlı, polis arabasına patates çuvalı misali atıldıktan sonra meçhul istikbaline doğru ilerliyordu kaygılı bakışlarla...
29 Kasım 2008
Tembellik Etmemek Lazım!
Bütün blogcularda aynı durum. Kimden bulaştı bilmiyorum ama ben bu durumu yenmeye çalışan bir blogcu olarak zaman zaman da olsa bilgisayarımın başında kıvranıyorum bir şeyler yazabilmek adına. Esasında, yazacağım, sizlere anlatacağım o kadar çok şey birikti ki, lakin gel görelim anlatacaklarım için önce fotoğraflarımı yüklemem lazım ama nerede bende o gayret. Çok fena bir tembellik hakim üzerimde:( Allah hepimizi şevke getirsin. En azından isteyenleri, en başta beni:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































