16 Kasım 2009

Merhaba kürkçü dükkanım, ben geldim :(

14 Kasım 2009

yüreğimden sızıntılar


Selam kimsesizim,boynu büküğüm, garibim benim.


Ne biçim bir sahibin varsa,
Yılda bir kaç kez uğruyor hatırlarsa...
Ben sana nankörlük yapmış olsam da,
ilk göz ağrım, ilk heyecanımsın ne de olsa...

Bu yüzden,
Özür diliyorum senden.
İnan hep aklımdaydın aslında
Yüreğimden akanlara baksana

Bir daha böyle olmaz desem de
İnanır mısın bana yine de?
Ben olsam inanmam benim gibisine
Sana da inanma derim böylesine

sakın bunu bir veda sanma
onca anı,onca hatıradan sonra
kolay mı elveda demek sana
korkma,silip atamam seni çöp kutusuna
Zaten başıma kaldın sanırım
Hatıralar izin vermiyor ki ayrılalım
Bundan sonra da beraberiz korkarım
Hemen küsme be şaka yaptım:)

Sayende tarihe geçtim bir de
"Bloguna şiir yazan ilk sahibe"
Daha ne yapayım senin için
Küçük emraha bile bağladım için için:(

Bence yeter ama bu kadar
Yaz yaz nereye kadar
Hem barıştık sanırım artık
E görüşrüz o zaman allahaısmarladık

12 Kasım 2009

unutulmuş, üzüldüm

blogumu görünce çok üzüldüm gerçekten, boynu bükük, garip garip kalakalmış öyle...
daha yazacaktım ama sonra inşaallah
misafir gelmiş, kapıda bekletmeyeyim şimdi

01 Mart 2009

Bir Rica

Sayın blog okuyucularım; sizlerden bir ricam olacak. Blogumu takip edenler başka yerlerdeki yazılarıma yorum yaparken azıcık daha dikkatli olurlarsa çok sevinirim. Gülünmeyen şakalar can sıkıcı olabiliyor.

Teşekkür ederim.

Efsane Geri Dönüyor


Büyük güne az kaldı, bekleyişim sonunda hitama eriyor, çok mutluyum Allahım. Gerçi daha perşembeye çok var ama olsun, o kadar bekledim bir kaç gün daha beklerim.

27 Şubat 2009

Zormuş

Apartmanımızda bir çok milletten insan oturuyor. Öğleden sonra evimin içini saran envai çeşit yemek kokularından da bunu anlamak mümkün. Bu kokulardan da nasıl kurtulabilirim hiç bilmiyorum. Kaç şişe oda spreyi kullandıysam da, elimde kolonya şişesiyle dolaşsam da çare değil maalesef. Kokular çok ilginç ve birbirinden çok farklı. Her bir koku bir millete işaret ediyor olsa gerek.

Binamızda şimdiye kadar öğrenebildiğim kadarıyla Suudi, Mısırlı, Hindistanlı, Pakistanlı komşularımız var. Belki dahası da vardır fakat maalesef komşuluk olmadığı için ancak bu kadarını biliyorum. Apartmanda bir çok daire olmasına rağmen uzaktan bakınca insana hayalet apartman, terkedilmiş bina gibi izlenimler veriyor. Ben binaya her girip çıkmamda hususi olarak kafamı kaldırıp pencerelere bakıyorum en fazla iki tane dairenin ışığı açık oluyor. Hayret bir durum gerçekten. Bu kadar insan karanlıkta mı oturuyor acaba? Hem insan asansörde inip çıkarken hiç mi birisiyle karşılaşmaz? Ben karşılaşamadım henüz. Tek tanışabildiğim yandaki Mısırlı komşum, onu da hacdan beri göremiyorum maalesef.

Komşularım, arkadaşlarım olacak diye hayaller kurdukça durum daha da vahim bir hal alıyor. Geçen gün olağanüstü bir şey oldu, kapım çaldı. Uzun bir kontrolden sonra açtım kapıyı. Karşımda genç bir bayan gördüm ve çok mutlu oldum o an için. İşte dedim beklediğim an geldi. Sonunda bir komşum olacak galiba diye sevinirken , canım komşucuğum hiç durmadan arapça konuşuyordu benimle. O anda henüz arapçayı tam öğrenemediğim için bir kez daha kızdım kendime. Sonra ağlamaklı gözlerle komşuma ingilizce bilip bilmediğini sordum ve bir kez daha yıkıldım. Zavallı kız da üzgün bir ifade ile arkasını döndü ve gitti. Bir daha da göremedim kendisini. Artık inanıyorum ki; bu benim imtihanım galiba. Yine de yüce Allahım bana birilerini gönderiyor.

Genelde Türk hastanesinde karşılaşıp görüştüğüm Suriyeli bir arkadaşım var. Hatta arkadaşlığımızı ilerleterek evlerimize gidip gelmeye başlıyoruz. Aslında tam bizler gibi birisi, şimdiye kadar tanıdığım her Suriyeli gibi çok içten ve samimi. Ah bir de ingilizce bilse veya ben arapça bilsem. En çok beni kızdıran şey de; arapça bilmediğimi bilmesine rağmen ısrarla bana laf anlatmaya çalışması oluyor. Üstelik anlamadığım gerçeğini yüzümde gördüğü zaman bu kez de bağırarak anlatmaya çalışıyor, o anda ağlayasım geliyor işte :( Ama artık yeni bir taktik uyguluyorum. Tam da böyle anlarda ben de ona türkçe birşeyler söylüyorum hemen, tabi o da anlamadığını ifade ediyor bu kez bağırarak tekrarlıyorum ve lafı daha da uzatıyorum :)) Aslında zevkli bir şeymiş. Tabi bir de ona sormak lazım. Öyle yada böyle anlaşıyoruz neticede. Bir lafı on dakikada anlatabilsekte birbirimize yine de suriyeli arkadaşımı seviyorum:)

Gurbet bu olsa gerek... Bir de hüzünlüsü var bunun. Hüzünlü gurbet :(

25 Ocak 2009

Yarasın:)


03 Ocak 2009

Yemek Derdi Beni Gerdi

Her hanımın klasik derdidir "akşama ne pişirsem acaba?" sorusu. Yemeğin adını koymak, pişirmekten çok daha zor gelir. Hanımlar genelde bu konuda eşlerinden: " akşama ne pişireyim, ne istersin? " sorusu ile görünüşte amacı eşinin istediğini pişirmek gibi olsada, aslında karar veremediği için içten içe eşine bir "yalvarırım yardım et "yakarışıdır bu. Zaten karar veremeyişinin sebebi de genelde eşlerdir.
Pırasa yemem,
Kabak yemem,
Patlıcanı yumuşak olursa yemem, fırında pişerse belki.
Mümkünse yemekler etsiz olmasın :(( ama etli pilavı ana yemek olarak kabul edemem, yanında mutlaka başka şeyler olmalı.
Çorbasız sofra eksikdir.
Salatayı her gün aynı çeşit yapma.
Arada bir evde kendin lavaş yap, ekmekte çeşit olsun... vs... gibi ayrıntılar hanımların zaten eşinin ağzına layık pişirecek yemek bulamadığı için patlamak üzere olan kafasını daha da ağrıtır. Üstelik takdir görüp görmeyeceği de belli değil. Zavallı hanımlar hem bu sıkıntıyı yaşarlar, hem de kendi sevdikleri yemeklerin hasretini ancak annelerinin yanına gittiğinde giderebilirler. (Yazın anneme kavuştuğum zaman ilk işim ondan kabak pişirmesini isteyeceğim.)


Derdimle sizleri de gerdiysem özür dilerim. Sözlerimi bitirirken hanım blogcu arkadaşlarımdan bir rica da bulunmak istiyorum. Lütfen arada bir akşama ne yemek pişirdiğinizi paylaşın benimle, fikir olur belki. Acıyın bana:( Bir de patlıcan nasıl sert pişer, bileniniz var mı?