21 Haziran 2008

Son Saniyede, Allahın Mucizesi

Lay lay lay lay lay lay lay laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaay Türkiyeeee!
Ayet-el kürsi okumaktan dilimde tüy bitti belki ama rabbim dualarımızı karşılıksız bırakmadı çok şükür. Galibiyetimiz mübarek olsun. Allah sonunu getirsin inşaallah.

31 Mayıs 2008

Şimdi Tatil Zamanı

Annemi, babamı, kardeşlerimi... çok özledim. Gidip biraz hasret gidermem lazım. Blogumu ihmal edermiyim bilmiyorum. Benim işim pek belli olmaz, geçen sene yaz tatilinde hiç göstermediğim bir performansı göstermişdim ve her gün yeni birşeyler yayınlamıştım ama bu sene aynı başarıyı gösterebilirmiyim bilemiyorum. Ne desem yalan olur, bekleyelim, görelim:) Eğer yazamazsam, şimdiden tıklayıp tıklayıp yeni bir yazı göremeyenlerden çok özür dilerim. Her fırsatta yazmaya çalışacağım inşaallah.

Hadi ben gidiyorum, daha doğrusu geliyorum:) İyi yolculuklar bana....


Allaha emanet olun.

24 Mayıs 2008

Sanduk-u Yardım


Bu gördüğünüz sanduk bes libaslar için. İnsanlar, kullanmadıkları libaslarını bu sanduğa bırakıveriyorlar, muhtaç olanlar da gelip burdan işlerine yarayanları alıyorlar. Çok güzel bir yardımlaşma örneği. Kimse, kimseyi mahçup etmeden yardımda bulunmuş oluyor ve alanlar da utanıp sıkılmadan, daha da güzeli seçme hakları olarak ihtiyaçlarını gideriyorlar. Tabi biraz daha temiz ve itina ile yapılabilirdi ama hiç yoktan iyidir. Buna da şükür, yine de tebrik etmek lazım.

10 Mayıs 2008

Mekke Yıkılıyor

Bu günlerde Mekke semalarında toz toprak hakim. Haremin etrafı genişçe bir alan olmak üzere yıkılıyor. Haremin çevresi yeniden yapılandırılıyor. Bu yüzden haremde salgın hastalık yüz göstermiş. Hususuan çocukları etkileyen bu salgın mikroptan dolayı ben malesef gidemedim. Madem gidemedim ben de Mekkenin dağını taşını çekeyimde blogumda okuyucularımla paylaşayım dedim. Hem böylelikle gelemeyenler Mekkenin nasıl dağlık bir şehir olduğunu görmüş olurlar diye düşündüm. Fakat hayırsever bir arkadaş benim için Kabeden de fotoğraflar çekmiş. Gidemediğim için çok üzüldüğümü görünce bari fotoğraflarla göstereyim demiş sağ olsun. Ben de bencillik yapmayıp sizlerle paylaşıyorum.:)
Ortalık sakin... Tam istediğim gibi. Keşke ben de gidebilseydim. Bu fotoğrafı görünce daha da çok üzüldüm gidemediğim için. İş makinalari da ardarda dizilmiş.

Burası haremin bahçesi. Çevredeki enkazlar bir zamanlar oteldi.

Solda gördüğünüz mavi camlı otel haremin tam karşısındaki otel.

...ve yıkılmayı bekleyen oteller

Yine haremin bahçesinden görünen iş makinaları.

Bu oteli yıkmayı unutmuşlar mı ne? Belki de hatırası vardır:)

Trafik de bu kargaşanın altında ilerliyor.


Şehrin hemen hemen her yerinde iş makinalarını görmek mümkün.

Gelelim benim fotoğraflarıma. Kendi imkanlarımca ancak şehrin hareme uzak kısımlarını çekebildim bu kez sizin için.

Dağların arasına inşa edilen evler. Hatta üzerine... Dağları delip tüneller yapmışlar, tünellerin üstüne de evler yapmışlar.

Gördüğünüz gibi Mekke çok dağlık bir şehir ve Mekke'de inşaat hiç bitmiyor.
Bu seferlik de bu kadar. En yakın zamanda görüşmek üzere.

2 Mayıs 2008

İdama Mahkum Edilen Türk Berber

Şu aralar hepinizin de bildiği gibi Ciddede berberlik yapan bir türk, idama mahkum edilmiş durumda. Haberlerde söylendiğine göre mısırlı komşusunun: "Allaha küfretti" iftirası yüzünden idama mahkum edilmiş türk berber. Hepimiz böyle bir haberin karşısında elbette sinirlenir kızarız. "Bu nasıl bir adalet, nasıl bir karar? Bu kadar ucuz mudur insan hayatı? Hele ki Arabistan gibi dini diyaneti iyi bilen ve yaşayan bir ülkede Allahın verdiği canı almak bu kadar basitmidir?" deriz. Bu hususda kulağıma gelen bir duyumu sizinle paylaşmak istedim.
Bu türk berber mısırlı komşusuyla arasında geçen tartışmada gerçekten de Allaha küfretmiş. Daha sonra olay yerine gelen din polislerine de küfretmiş ve netice de hapse atılmış. Mahkemeye çıktığı zaman da hakim: "pişmanlık göster" dediği zaman pişman olmadığını ve Allah'a inanmadığını tekrarlamış ve mürtedlikten dolayı da idama mahkum edilmiş.
Bu söylediklerim benim için sadece duyum. Sizin için de öyle olmalı elbette. Üzerinde çok tartışılan bir konu olduğu için her türlü fikri savunan insanlar var. Ben de fikrinizi savunurken biraz daha geniş düşünebilmeniz için böyle bir şey yazmak istedim. Hakikati Allah bilir.

29 Nisan 2008

Çok Özlüyorum O Günleri

Hayatımın en güzel günleriydi o günler, şimdiler de ise sadece hatıralarda kaldı... Çok özlüyorum o günlerimi.

Teheccüdde okuduğun cevşeni, sabah namazında da tesbihatını dinlemek için oturduğum kuru merdivenleri özlüyorum. Zaten geceler boyunca vird sesin dinmezdi, ne zaman uyurdun kimse bilmezdi.

Dışarıya çıkacağın vakit, merdivenin direklerine vururdun akik yüzüğünle, o yüzüğün sesiyle kaçışırdık her tarafa ama ben kaçmazdım. Sana kapıyı açan, ayakkabılarını çiftleyen ben olabilmek için kaçmazdım. Senden dua isteyebilmek için hiç bir fırsatı kaçırmazdım. Kalp hastasıydın, doktor her basamakda iki dakika dinlenmesi lazım dese de, sırf bizi rahatsız etmemek için var gücünle çıkardın merdivenleri, bu gücünü de çıkarken ki zikrinden alırdın belki de... Hiç susmazdı ki dilin, sürekli zikrederdin merdivenleri bile çıkarken.

Telefonlarına çıkmayı hem ister hem istemezdik, belli olmazdı, bazan sorular sorardın bize, cevaplayamazsak da çok mahçup olurduk elbette ama öyle şefkatliydin ki, mahçubiyetimizi görmemezlikten gelerek gülümserdin.

İzin almalarımız da vardı, bunlar içinde seni rahatsız ederdik bazan, herkes benim kadar cahil değildi, cesaret edemezlerdi pek, yanına gelip kapıdan utangaç bir ses tonuyla bir şeyler için izin istemeye. Sen de seslenmezdin hiç, biraz da bundan cesaret alırdım belki de. Şimdi düşünüyorum da ben de ayıp etmişim aslında, yaşımın küçüklüğünden gelen çocukluktan olsa gerek. Babam gibi görürdüm, zaten sen de baba şefkatiyle yaklaşırdın hepimize, hayır demeye çekinirdin bizi üzmemek için. Hatırlıyorum da; bir keresinde sırf bu yüzden bir saatten fazla kırmadan ikna etmeye çalışmışdın beni. Ama dedim ya, çocuktum işte. Şu anki aklım olsa hiç yorarmıydım seni. Şimdi nasıl mahçubum anlatamam.

Herşeyimizi düşünürdün. En ince ayrıntısına kadar.Üşümemiz seni de üşütür, terlememiz seni de terletir, yorulmamız seni de yorardı. Bütün bir ömrünü adamışdın bu yola.Hizmet adamıydın, dağ gibiydin.

Vefat ettiğin gün o acı haberle onbinlerce insan kan ağladı senin için. Bu son ve kutlu yolculuğunda yanında olabilmek için insan seli aktı yanına doğru. Çok büyük bir acıydı bu bizim için.Kaybımız çok büyükdü, hepimizin abisi, babası veda etmişdi bizlere. Dostuna doğru yola çıkmışdı. Kim almaya gelmişti seni acaba, en çok da bunu merak ediyorum. Belki de Efendimiz elinden tutmuşdur Hakk'a doğru götürmek için seni. Allahım, ne büyük bir saadet. O gün hiç birşeyi istemediğim kadar istemişdim yanında olmayı. Çok imrenmişdim sana. Sanki ölsem ben de seninle gelirmişim gibi geliyordu . Sanki beni bırakmazmışsın gibi geliyordu. Allahım dedim bizlere de böyle ölmeyi nasip et. Bizlere de sana böylesine nurlu bir yüzle gelebilmeyi nasip et diye çok dua ettim.

Bizlere veda edişinden sonra kıymetini çok daha iyi anladık. Çok üzülüyoruz sen yoksun diye, çok özlüyoruz seni. Ahirette kavuşmak ümidiyle...
Nur içinde yat...

18 Nisan 2008

Medine'de Bir Cuma Günü

Geçen haftalarda bir cuma günü Efendimizi ziyarete gittiğimizde çekmiştim bu fotoları. Umreciler çok artmış maşaallah. Hele türkler çok fazlaydı. Nereye baksam türk görüyordum. Acaba ben görmek istediğim için mi böyle görüyorum diye yanımdaki Medineli arkadaşıma da sordum ve aynı şeyi O'da söyledi. Türkler çoğunluktaydı. Buralarda türk görmek yakın bir akrabanızı görmek gibi birşey oluyor zamanla. Bu yüzden türk gördüğüm zaman çok mutlu oluyorum. Yakın geçmişe kadar mescide gittiğimde yanına oturmak için gözüm türk ararken, şimdilerde nereye otursam yanımda türk oluyor. Sohbet ediyoruz biraz. Beni uzaktan gördüklerinde kıyafetim itibariyle arap sanıyorlar, türk olduğumu anlayınca çok şaşırıyorlar ilk önce. Sonra imreniyorlar, " Ne şanslısın, bu yaşta buralar nasip olmuş "diyorlar. Sonra da acıyorlar, "yazık sana bu yaşta anne baba hasreti çekiyorsun" diye üzülüyorlar benim için. Hatta işi iyice abartanları teselli etmekde bana düşüyor yine. "Üzülme teyzecim, ben burda çok mutluyum, hem isteyince annemin yanına da gidebiliyorum" desem de, inanmaz ve yaşlı gözlerle bana bakmakta direniyor yaşlı teyzeler. İlla beni de ağlatacaklar yani.

Her neyse, konuyu iyice dağıttım, gelelim mübarek şehir Medineye;

Cuma namazını kılmak üzere cemaat mescide giriyor. Kalabalık muazzam...

Yeşil kubbe ışıldıyor güneşin altında...




Yeşil sancaklarının altında toplanan iranlı bir kafile...

Bunlarda benim ülkemin insanları. Nasılda güzel yürüyorlar. Maşşşallah.

Klasik bir yelekli teyze:) Yeşil kubbeye doğru ilerliyor yaşlı teyzem. Aslında her yaşlı teyzenin yanında bir de yaşlı amca oluyordu ama bu teyze amcamı kaybetmiş galiba:) Yazık:(






Bu seferlik de bu kadar..Yakında Kuba mescidinde buluşmak üzere esen kalın:)

6 Nisan 2008

Arabistan' da Trafik Kurallarına Uymayanın Vay Haline!

Yakın zamana kadar Arabistan'da trafik kuralları pek yok gibi duruyordu. Uzaktan bakınca, herkes kafasına göre aracını kullanıyor gibi gelirdi insana. Ama artık öyle değil. Aldığım istihbarata göre, 1 Muharrem 1429 tarihinden itibaren trafik cezalarında artış olmuş. Yeni cezaları mutlaka bilmeniz gerekir bence. Hiç öyle :" Ben ne yapayım ordaki trafik cezalarını "demeyin. Hiç belli olmaz, herşey insanlar için. Olurda bir gün , Arabistan'ın trafiğinde araç kullanırken, kırmızı ışık ihlali yaptıktan sonra şefkatli şortayla başbaşa kalmış buluverirseniz kendinizi, bilin ki size çay kahve ikram etmeyeceklerdir. Neler yapacaklarını beraber görelim;

-Kırmızı ışıkta geçmek: 300 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 600 ytl para- 6 gün hapis

-Tek yönde,ters yöne girme: 300 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 600 ytl para- 6 gün hapis

-Aşırı hız: 300 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 600 ytl para - 6 gün hapis

-Park yasağı olan yere park etme: 150 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 300 ytl para- 3 gün hapis

-Ehliyet taşımama: 100 ytl para, tekrarında: 300 ytl para

-Süresi dolmuş ehliyet kullanmak: 100 ytl para, tekrarında: 300 ytl para

-Geçerli ehliyeti olmamak: 300 ytl para, tekrarında: 300 ytl para

-Tescil süresi geçmiş araç kullanmak: 150 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 300 ytl para- 3 gün hapis

-Yasak bölgeye girmek: 300 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 300 ytl para 3 gün hapis

-Kaza mahalinden ayrılma: 300 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 300 ytl para- 3 gün hapis

-Dur ihtarına uymamak: 100 ytl para- 3 gün hapis, tekrarında: 300 ytl para- 3 gün hapis

-Pervasız araç kullanımı: 500 ytl para- 20 gün hapis- 20 kırbaç, tekrarında: 1000 ytl para- 20 gün hapis- 20 kırbaç- araca el koyma

-Pervasız araç kulanımına eşlik etme: 1.700 ytl para- 20 kırbaç, tekrarında: 1000 ytl para- 20 gün hapis- 20 kırbaç.


Aman diyim gelip giderseniz çok dikkat edin. Benden sölemesi :)

31 Mart 2008

Cennet-ül Baki

Hatırlarsanız bir ara sizlere Mekke'deki Cennet-ül Mualla kabristanından bahsetmiştim. Bu kez de Medine'deki Cennet-ül Mualla kabristanından bahsetmek isterim. Alttaki resimde kabristanın neresinde kimlerin yattığı anlatılmış. Bana söyleyecek pek bir şey kalmamış aslında. Ama resimler benden.:) Cuma günü yaptığımız Medine ziyaretinde sizler içinde resimler çektim. Buyrunuz..

Cuma namazının akabinde açıldığı için muazzam bir kalabalık vardı.

İnsanlar kabirlerin etrafında fatiha okurken, güvercinlerde kabirlerin üstünde yürüyerek dualarını okuyorlardı.

Bayanlar dışardan bakabildiler sadece.


Defnedilecek cenazeleri hazırda bekleyen boş mezarlar.

Kim bilir kimlere nasip olacak Efendimizin yanıbaşında yatmak.


Ruhlarına el fatiha...

24 Mart 2008

Bu Kutlu Gecede Medine'de Olmak


“Ah Efendim.. Sana geliyorum, senin dünyaya teşrif ettiğin bu mübarek günde, sana geliyorum. Karanlıkları nurunla aydınlattığın bu nurlu günde, hasretinle kavrulan yüreğimi de elime alıp sana geliyorum Efendim..” diyerek düştüm Medine yollarına bugün..

Medine hüzünlüydü.. Henüz şehre girdiğimizde hissetmiştim gökyüzünü kaplayan bu hüznü. Alemlerin Efendisi 1437 sene evvel alemleri nuruyla aydınlatmışken, bugün bu şehirde yatıyordu yine alemleri aydınlatan nuruyla.. Mutluydu aynı zamanda Medine. İns ve cinnin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’ya (SAV) ev sahipliği yapıyordu yeryüzünde. O’nun hürmetine nice başlar secdeye varıyor, nice eller semaya kalkıyordu bu topraklarda. Nasıl mutlu olmazdı ki bu şehir. Yeryüzünde ondan daha mutlu bir yer var mıdır acaba? Efendimizi sinesine sarıp sarmalamış bu mübarek şehirden daha mutlusu var mıdır?

Mescidine doğru yaklaşırken tarif edemediğim o huzur kapladı yine yüreğimi. Sanki ilk kez geliyormuşum gibi yanına heyecanlandım aynı zamanda. Yine yollar uzamışdı işte. Dakikalar saat gibi geliyordu yine. Ta ki mübarek kubbenin yeşili karşımda parıldayana kadar. Elimden gelse kollarımın arasına alıp sarılıcam yeşil kubbeye, öyle çok seviyorum ki bu kubbeyi. Nasılda güzel ışıldıyor gecenin altında. Ya sen? Kim bilir sen nasıl ışıldıyorsundur onun altında canım Efendim? Ezelden beri yeryüzünü aydınlatan nurun hala ışıldarken buralarda, sen nasıl ışıldıyorsundur o kubbenin altında Ya Nebi..

Nasıl bir nursun, nasıl bir rahmetsin Ey Nebi.. Yetimlerin babası, kimsesizlerin sahibi, fakirlerin umudu..

Babaların utancı, anaların korkusuyken kız çocuğu, rahmetinle şeref verdin Ey Nebi! Alemlere saçtığın rahmetin oldu kız çocuklarını diri diri toprağa gömülmekten kurtaran. Ömrü inkarla geçmiş kafirler için bile “Affet Allah’ım” diye yalvarışın merhametindir Ya Resul. 1437 yıl evvel yeryüzüne saçılan nurundur bugün önümüzü aydınlatan.

Aşkınla yanıyoruz Efendim.
Hasretinle kavruluyoruz Efendim.
Ümmetin bu gün sana kavuşmanın sevincini yaşarken,
Asıl vuslatın hasreti büyüyor yüreğimizde Efendim.
Binlerce salat-ü selam sana olsun Efendim.


Not: Biraz geç oldu ama yine de paylaşmak istedim.



7 Mart 2008

O Gece, Bir Başka Güzeldi Medine


Medine, gecenin siyahının altında nur gibi parlıyordu o gece.

Bakmaya doyamadım.Gözümü kamaştıran güzelliği ve gönlümü kaplayan huzuruyla duruyordu karşımda.

Bahçesinde, oturduğum yerden mübarek havasını içime çekerek kafamı gökyüzüne doğru kaldırdım ve bu kez de bu minarenin güzelliğine takıldım dakikalarca.

Kocaman bahçesinde sabaha kadar yürüsem yine yorulmam.

Minarenin altında otururken bu minik mısırlı kız Sara ile de gülüştük biraz. Annesinin peçesiyle oynamayı çok seviyor.

Mescidin her köşesi ayrı bir güzellik, ayrı bir huzur. Burda insan gerçekten mutluluğu, ferahı, sükuneti kısaca huzuru yüreğinde hissediyor. Bambaşka bir güzellik..Bambaşka bir duygu burdaki huzur..

5 Mart 2008

düşündüm ama bulamadım

gecenin on ikisinde canım makarna istedi,çatalımı bilgisayarımın yanıbaşındaki salçalı makarnamda gezdirirken iştahım kesildi birden, maziyi hatırlayınca..
ne güzel günlermiş meğer.
hiç farkında değilmişim.
hoş,farkında olsam n'olacaktı sanki..
yine geçecekti..
yine bitecekti.
mazi işte..
önemli olan şu anki günlerimin o günlerimden çok daha kıymetli olduğunu bilmemdi.
zira Efendimiz'in yanıbaşındaydım..
daha ne isterim ki..
ne mazisi..
ne geçmişi..
"Benimki de laf!" demeliyim..
ama demeli olduğum için dememeliyim..
demiyorum da zaten..
aşığı olduğum Peygamberimin yanındayım yaa..
herşey boş..
hem de bomboş..

4 Mart 2008

Allah! Allah! Allah!

Operasyon bitti ama ne hainler henüz bitti ne de benim içimdeki öfke. O günlerde hep derdim, mümkün olsa da ben de gidip savaşsam mehmetçikle beraber, bir haini de ben öldürsem,akşam olunca tv başında öyle bir hüzün çöker ki yüreğime öfkeyle karışık, gözüm kör, kulağım sağır olur sanki. Uçup gitmek isterim mehmetçiğimizin yanına.O kahrolası hainlerin hepsini tek başıma ben öldürmek isterim bir mehmetçiği bile zahmete sokmadan..Askerimizin üşüdüğünü görünce yün yorganlar götüresim gelir onlara, analarının gözlerinden akan yaşları görünce ellerimle silesim gelir kendi gözyaşlarımı silerek, çocukların ağlaması beni en çok mahveden şey, o yavruları kucağıma alıp bağrıma basmak için içim gider tv başında..ve kendime gelince sadece dua edebileceğimi hatırlayıp dua ederim Allah'a, "Allah'ım kahret bu insanları, şehitlerimizi Efendimiz'e komşu et, geride kalanlarına sabır ver" diye.
Biraz geç kalsam da bu gece kısmet oldu çok şükür, gittim ve savaştım. Çok zor şartlarda koştuk, saklandık sessizce..Gerçek gibiydi.Hainlerle karşı karşıya geldim, tam karşımdaydı birisi. Şu anda bile hatırlıyorum kopasıca kafasındaki suratını..Çok korktum ama düşmana hiç belli etmedim. Öleceğimi de bildim, hissettim, bekledim.Çünkü silahım yoktu ama yine de üstüne yürüdüm düşmanın ve şehadet şerbetini içemeden gerçek hayata döndüm titreyerek..Rüyamdakinden daha çok korkmuşum aslında ama bu korkuyu böylesine gerçek gibi hissetmek bile fikrimden caydırmadı beni..Mümkün olsa hiç düşünmeden giderim..

23 Şubat 2008

Şimdi Okullu Olduk

Uzun zamandır kızımın arapça öğrenmesi için en uygun ortam okul diye düşünüyorduk. Bir sürü okul araştırdık, gittik gördük.. Bugüne kadar içime sinen bir okul bulamadım. Ama bugünden itibaren kızım ve ben okullu olduk. İlk günümüzün heyecanıyla hemen sizlere yazmak istedim. Haftanın üç günü okula gideceğiz artık. Haftanın üç günü, çünkü kızımın yaşı küçük olduğu için kreş tarzında bir okul. Aslında Kur'an School diyor öğretmenimiz buraya. Çok büyük bir okul. Normal eğitiminden hariç akşam saatlerinde her yaş çocuk için Kur'an eğitimi veriyorlar.Kızıma bugün neler öğrendiğini soracak olursanız eğer sadece "gıdı gıdı öğrendik" diyor.:) Bir oyunda öğretmenleri gıdıklamış hepsini:) Aklında kalan sadece bu.:)

Okula beraber gidiyoruz dedim, çünkü tek başına güvenemediğim için ben gözetmenlik yapmaya gidiyorum. İdareciler beni kabul etmezler diye çok korktum aslında ama hiç de korktuğum gibi olmadı. Bilakis çok güzel bir ortam, onlar konuşuyorlar ben dinliyorum, onlar konuşuyorlar ben dinliyorum. Arada dilim döndüğünce ben de konuşuyorum. Sökücem inşaallah kısa zamanda bu arapçayı.

İlgimi çeken bir şey oldu okulda bugün. Bayanlar cemaatle namaza durdular. İçlerinden birisi "Allahuekber" leri sesli söyledi, diğerleri de ona uydu ve hepsi aynı saftaydı. Bu da benim kafama takıldı. Hocalarımıza sormuş olsam cevaplarlar mı acaba? Mesenen Emircan Hocam; Bayandan imam olur mu? Ne diyorsunuz bu duruma?

22 Şubat 2008

Ne Gündü Ama

Cuma namazından sonra hafta sonumuzu geçen hafta keşfettiğimiz çok güzel bir sahilde geçirmek üzere yola çıkmıştık. Geçen haftadan edindiğim tecrübelerimle çok güzel hayallerim vardı bugünden dolayı ve hayallerimin ışığında muazzam bir plan, hazırlıklar... Evdeki hesap çarşıya uymadı malesef. Aklımızdan bile geçmezdi böyle bir şey.
Sahile varmıştık. Arabamızı parketmek üzere son bir hamle daha yaptı usta şöförümüz ve gerçekten son hamlemiz oldu. Kuma gömülmüştük. Önce komiğime gitti ve güldüm, yediğim fırçadan sonra aklım başıma geldi :) "Napalım o zaman, önce yüzümüze gereken ifadeyi verelim ve inip arabamızı kurtaralım, gerekirse biz de arabamızla beraber kuma gömülelim." dedim kendi kendime. Saatin ilerlemesiyle elde ettiğimiz netice çok kötüydü. Arabanın tekeri değil artık ön tarafı tamamen kumun içindeydi. İşin kötüsü öyle bir yerdeydik ki in cin top oynuyordu. Ancak havai fişek bizi kurtarabilirdi. Onu da yanımıza almayı akıl edememişdik:) Artık bu iş bizi aşmışdı. Ama, ilk yardım arama çalışmalarımız da neticesiz kalmışdı. Sıkıntıyla etrafa bakınırken uzakta bir insan gördük. Aramızdaki mesafe bayağı vardı, tabi netice de gidip çağırmıştık.Maşaallah onlarda iki araba gelmişler, bu daha çok mutlu etmişdi bizi, bu arada bir de ingiliz çift gördük. Onlarda geldiler. Hep beraber beraber uğraştılar arabamızı kurtarmak için. Ben bu arada ingiliz teyzeyle kısa bir ayak üstü sohbetinden sonra aldım elime telefonumu ve fotoğraf çekmeye başladım. Muhtemelen " Deli midir nedir? Biz ne dertteyiz, O ne dertte?" demişlerdir ama napayım. Yayıncılık böyle birşey. Her şartta çalışabilmeyi gerektirir bizim işimiz:) İşte bu zor koşullar içinde sizler için çektiğim fotoğraflar.
Nasıl yapsak diye düşündüler. Önce itekleyerek kurtarmaya çalışdılar ama olmadı. Sonra bir ip yardımıyla jeepe bağlayıp çekelim dediler.


Çoluk çocuk ipi arabaya bağladılar ve..

hep beraber "Ya Allah Ya Bismillah" dediler lakin..

hüzünlü bakışlarla ipe bakakalan gözlerden de anlaşıldığı gibi ip kopuverdi. Bu hüzünlü atmosferden etkilenmiş olacak ki; ingiliz teyze de kendi çapında yardım etmeye çalışıyor sağolsun ipten daha kırılgan haliyle.


Bağajlar açıldı, bavullar döküldü yeni bir ip bulmak için. Bu arada size söylemeyi unuttum, bu iki araç Cidde'den gelmişler Yanbu'ya gezmeye. Arabaların içi çoluk çocuk ve hanımlarla dolu. Bizim için ne diyorlar bilmiyorum ama hallerinden pek memnun olduklarını sanmam:)

Sonunda ipi taktılar ve tekrar: "Ya Allah" dediler fakat arabamızın nasıl kurtulduğunu yakalayamadım, kızım sağolsun, lafa tuttu beni. Bizim arabayı kurtardılar, fakat sevinçden direksiyondaki adam frene basmayı unutunca kendi arabalarının lambalarından oldular maalesef. Aksilik işte..:)

Bu arkadaş, operasyonun başında ip lazım olunca aramaya çıkmıştı. O gelene kadar kaç ip takıldı.. kırıldı.. sonunda sağlam bir iple operasyon başarıyla tamamlandı.. fakat kendisi denizden bulduğu kırık pırçık bir kaç iple yeni teşrif etti :)

...ve mutlu son.. sizlere minnettarız. Siz karşımıza çıkmasaydınız şu anda o arabanın içinde açlıktan baygın düşmüştük hepimiz. Bundan sonra azığımızı hazırlamadan yola çıkmak yok. noluuur, nolmaaaz. Herşey insan için.

Araba kurtulduktan sonra ilerlemiş saate ve soğuyan havaya rağmen planlarımı devreye sokmak istemişdim ama bu kez de sürpriz misafirlerimiz vardı. Koca denizde başka balık tutacak yer kalmadı sanki. Hayret bir şey..Belli ki nasip değildi bugün bize denizin tadını çıkarmak. Bari biz de balık tutalım dedik, balıklar için kızarmış sosisden hazırlanmış özel yemi taktık oltaya ve attık denize. Bu sefer de oltamız kırıldı. Zaten kızım da bu arada sosisleri yemiş bitirmişdi.:(

Velhasılı kelam bu güzel kızıldeniz sahilinin tadını bu haftalık kızımla şu anda evimizin baş köşesini süsleyen mercan taşlarını ve deniz kabuklarını toplayarak çıkardık. Olsun yine de çok güzel bir gündü. Hem hafta sonlarına kıran girmedi ya, önümüzdeki haftasonu için ciddi planlarım var:)