31 Mart 2008

Cennet-ül Baki

Hatırlarsanız bir ara sizlere Mekke'deki Cennet-ül Mualla kabristanından bahsetmiştim. Bu kez de Medine'deki Cennet-ül Mualla kabristanından bahsetmek isterim. Alttaki resimde kabristanın neresinde kimlerin yattığı anlatılmış. Bana söyleyecek pek bir şey kalmamış aslında. Ama resimler benden.:) Cuma günü yaptığımız Medine ziyaretinde sizler içinde resimler çektim. Buyrunuz..

Cuma namazının akabinde açıldığı için muazzam bir kalabalık vardı.

İnsanlar kabirlerin etrafında fatiha okurken, güvercinlerde kabirlerin üstünde yürüyerek dualarını okuyorlardı.

Bayanlar dışardan bakabildiler sadece.


Defnedilecek cenazeleri hazırda bekleyen boş mezarlar.

Kim bilir kimlere nasip olacak Efendimizin yanıbaşında yatmak.


Ruhlarına el fatiha...

24 Mart 2008

Bu Kutlu Gecede Medine'de Olmak


“Ah Efendim.. Sana geliyorum, senin dünyaya teşrif ettiğin bu mübarek günde, sana geliyorum. Karanlıkları nurunla aydınlattığın bu nurlu günde, hasretinle kavrulan yüreğimi de elime alıp sana geliyorum Efendim..” diyerek düştüm Medine yollarına bugün..

Medine hüzünlüydü.. Henüz şehre girdiğimizde hissetmiştim gökyüzünü kaplayan bu hüznü. Alemlerin Efendisi 1437 sene evvel alemleri nuruyla aydınlatmışken, bugün bu şehirde yatıyordu yine alemleri aydınlatan nuruyla.. Mutluydu aynı zamanda Medine. İns ve cinnin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’ya (SAV) ev sahipliği yapıyordu yeryüzünde. O’nun hürmetine nice başlar secdeye varıyor, nice eller semaya kalkıyordu bu topraklarda. Nasıl mutlu olmazdı ki bu şehir. Yeryüzünde ondan daha mutlu bir yer var mıdır acaba? Efendimizi sinesine sarıp sarmalamış bu mübarek şehirden daha mutlusu var mıdır?

Mescidine doğru yaklaşırken tarif edemediğim o huzur kapladı yine yüreğimi. Sanki ilk kez geliyormuşum gibi yanına heyecanlandım aynı zamanda. Yine yollar uzamışdı işte. Dakikalar saat gibi geliyordu yine. Ta ki mübarek kubbenin yeşili karşımda parıldayana kadar. Elimden gelse kollarımın arasına alıp sarılıcam yeşil kubbeye, öyle çok seviyorum ki bu kubbeyi. Nasılda güzel ışıldıyor gecenin altında. Ya sen? Kim bilir sen nasıl ışıldıyorsundur onun altında canım Efendim? Ezelden beri yeryüzünü aydınlatan nurun hala ışıldarken buralarda, sen nasıl ışıldıyorsundur o kubbenin altında Ya Nebi..

Nasıl bir nursun, nasıl bir rahmetsin Ey Nebi.. Yetimlerin babası, kimsesizlerin sahibi, fakirlerin umudu..

Babaların utancı, anaların korkusuyken kız çocuğu, rahmetinle şeref verdin Ey Nebi! Alemlere saçtığın rahmetin oldu kız çocuklarını diri diri toprağa gömülmekten kurtaran. Ömrü inkarla geçmiş kafirler için bile “Affet Allah’ım” diye yalvarışın merhametindir Ya Resul. 1437 yıl evvel yeryüzüne saçılan nurundur bugün önümüzü aydınlatan.

Aşkınla yanıyoruz Efendim.
Hasretinle kavruluyoruz Efendim.
Ümmetin bu gün sana kavuşmanın sevincini yaşarken,
Asıl vuslatın hasreti büyüyor yüreğimizde Efendim.
Binlerce salat-ü selam sana olsun Efendim.


Not: Biraz geç oldu ama yine de paylaşmak istedim.



7 Mart 2008

O Gece, Bir Başka Güzeldi Medine


Medine, gecenin siyahının altında nur gibi parlıyordu o gece.

Bakmaya doyamadım.Gözümü kamaştıran güzelliği ve gönlümü kaplayan huzuruyla duruyordu karşımda.

Bahçesinde, oturduğum yerden mübarek havasını içime çekerek kafamı gökyüzüne doğru kaldırdım ve bu kez de bu minarenin güzelliğine takıldım dakikalarca.

Kocaman bahçesinde sabaha kadar yürüsem yine yorulmam.

Minarenin altında otururken bu minik mısırlı kız Sara ile de gülüştük biraz. Annesinin peçesiyle oynamayı çok seviyor.

Mescidin her köşesi ayrı bir güzellik, ayrı bir huzur. Burda insan gerçekten mutluluğu, ferahı, sükuneti kısaca huzuru yüreğinde hissediyor. Bambaşka bir güzellik..Bambaşka bir duygu burdaki huzur..

5 Mart 2008

düşündüm ama bulamadım

gecenin on ikisinde canım makarna istedi,çatalımı bilgisayarımın yanıbaşındaki salçalı makarnamda gezdirirken iştahım kesildi birden, maziyi hatırlayınca..
ne güzel günlermiş meğer.
hiç farkında değilmişim.
hoş,farkında olsam n'olacaktı sanki..
yine geçecekti..
yine bitecekti.
mazi işte..
önemli olan şu anki günlerimin o günlerimden çok daha kıymetli olduğunu bilmemdi.
zira Efendimiz'in yanıbaşındaydım..
daha ne isterim ki..
ne mazisi..
ne geçmişi..
"Benimki de laf!" demeliyim..
ama demeli olduğum için dememeliyim..
demiyorum da zaten..
aşığı olduğum Peygamberimin yanındayım yaa..
herşey boş..
hem de bomboş..

4 Mart 2008

Allah! Allah! Allah!

Operasyon bitti ama ne hainler henüz bitti ne de benim içimdeki öfke. O günlerde hep derdim, mümkün olsa da ben de gidip savaşsam mehmetçikle beraber, bir haini de ben öldürsem,akşam olunca tv başında öyle bir hüzün çöker ki yüreğime öfkeyle karışık, gözüm kör, kulağım sağır olur sanki. Uçup gitmek isterim mehmetçiğimizin yanına.O kahrolası hainlerin hepsini tek başıma ben öldürmek isterim bir mehmetçiği bile zahmete sokmadan..Askerimizin üşüdüğünü görünce yün yorganlar götüresim gelir onlara, analarının gözlerinden akan yaşları görünce ellerimle silesim gelir kendi gözyaşlarımı silerek, çocukların ağlaması beni en çok mahveden şey, o yavruları kucağıma alıp bağrıma basmak için içim gider tv başında..ve kendime gelince sadece dua edebileceğimi hatırlayıp dua ederim Allah'a, "Allah'ım kahret bu insanları, şehitlerimizi Efendimiz'e komşu et, geride kalanlarına sabır ver" diye.
Biraz geç kalsam da bu gece kısmet oldu çok şükür, gittim ve savaştım. Çok zor şartlarda koştuk, saklandık sessizce..Gerçek gibiydi.Hainlerle karşı karşıya geldim, tam karşımdaydı birisi. Şu anda bile hatırlıyorum kopasıca kafasındaki suratını..Çok korktum ama düşmana hiç belli etmedim. Öleceğimi de bildim, hissettim, bekledim.Çünkü silahım yoktu ama yine de üstüne yürüdüm düşmanın ve şehadet şerbetini içemeden gerçek hayata döndüm titreyerek..Rüyamdakinden daha çok korkmuşum aslında ama bu korkuyu böylesine gerçek gibi hissetmek bile fikrimden caydırmadı beni..Mümkün olsa hiç düşünmeden giderim..

23 Şubat 2008

Şimdi Okullu Olduk

Uzun zamandır kızımın arapça öğrenmesi için en uygun ortam okul diye düşünüyorduk. Bir sürü okul araştırdık, gittik gördük.. Bugüne kadar içime sinen bir okul bulamadım. Ama bugünden itibaren kızım ve ben okullu olduk. İlk günümüzün heyecanıyla hemen sizlere yazmak istedim. Haftanın üç günü okula gideceğiz artık. Haftanın üç günü, çünkü kızımın yaşı küçük olduğu için kreş tarzında bir okul. Aslında Kur'an School diyor öğretmenimiz buraya. Çok büyük bir okul. Normal eğitiminden hariç akşam saatlerinde her yaş çocuk için Kur'an eğitimi veriyorlar.Kızıma bugün neler öğrendiğini soracak olursanız eğer sadece "gıdı gıdı öğrendik" diyor.:) Bir oyunda öğretmenleri gıdıklamış hepsini:) Aklında kalan sadece bu.:)

Okula beraber gidiyoruz dedim, çünkü tek başına güvenemediğim için ben gözetmenlik yapmaya gidiyorum. İdareciler beni kabul etmezler diye çok korktum aslında ama hiç de korktuğum gibi olmadı. Bilakis çok güzel bir ortam, onlar konuşuyorlar ben dinliyorum, onlar konuşuyorlar ben dinliyorum. Arada dilim döndüğünce ben de konuşuyorum. Sökücem inşaallah kısa zamanda bu arapçayı.

İlgimi çeken bir şey oldu okulda bugün. Bayanlar cemaatle namaza durdular. İçlerinden birisi "Allahuekber" leri sesli söyledi, diğerleri de ona uydu ve hepsi aynı saftaydı. Bu da benim kafama takıldı. Hocalarımıza sormuş olsam cevaplarlar mı acaba? Mesenen Emircan Hocam; Bayandan imam olur mu? Ne diyorsunuz bu duruma?

22 Şubat 2008

Ne Gündü Ama

Cuma namazından sonra hafta sonumuzu geçen hafta keşfettiğimiz çok güzel bir sahilde geçirmek üzere yola çıkmıştık. Geçen haftadan edindiğim tecrübelerimle çok güzel hayallerim vardı bugünden dolayı ve hayallerimin ışığında muazzam bir plan, hazırlıklar... Evdeki hesap çarşıya uymadı malesef. Aklımızdan bile geçmezdi böyle bir şey.
Sahile varmıştık. Arabamızı parketmek üzere son bir hamle daha yaptı usta şöförümüz ve gerçekten son hamlemiz oldu. Kuma gömülmüştük. Önce komiğime gitti ve güldüm, yediğim fırçadan sonra aklım başıma geldi :) "Napalım o zaman, önce yüzümüze gereken ifadeyi verelim ve inip arabamızı kurtaralım, gerekirse biz de arabamızla beraber kuma gömülelim." dedim kendi kendime. Saatin ilerlemesiyle elde ettiğimiz netice çok kötüydü. Arabanın tekeri değil artık ön tarafı tamamen kumun içindeydi. İşin kötüsü öyle bir yerdeydik ki in cin top oynuyordu. Ancak havai fişek bizi kurtarabilirdi. Onu da yanımıza almayı akıl edememişdik:) Artık bu iş bizi aşmışdı. Ama, ilk yardım arama çalışmalarımız da neticesiz kalmışdı. Sıkıntıyla etrafa bakınırken uzakta bir insan gördük. Aramızdaki mesafe bayağı vardı, tabi netice de gidip çağırmıştık.Maşaallah onlarda iki araba gelmişler, bu daha çok mutlu etmişdi bizi, bu arada bir de ingiliz çift gördük. Onlarda geldiler. Hep beraber beraber uğraştılar arabamızı kurtarmak için. Ben bu arada ingiliz teyzeyle kısa bir ayak üstü sohbetinden sonra aldım elime telefonumu ve fotoğraf çekmeye başladım. Muhtemelen " Deli midir nedir? Biz ne dertteyiz, O ne dertte?" demişlerdir ama napayım. Yayıncılık böyle birşey. Her şartta çalışabilmeyi gerektirir bizim işimiz:) İşte bu zor koşullar içinde sizler için çektiğim fotoğraflar.
Nasıl yapsak diye düşündüler. Önce itekleyerek kurtarmaya çalışdılar ama olmadı. Sonra bir ip yardımıyla jeepe bağlayıp çekelim dediler.


Çoluk çocuk ipi arabaya bağladılar ve..

hep beraber "Ya Allah Ya Bismillah" dediler lakin..

hüzünlü bakışlarla ipe bakakalan gözlerden de anlaşıldığı gibi ip kopuverdi. Bu hüzünlü atmosferden etkilenmiş olacak ki; ingiliz teyze de kendi çapında yardım etmeye çalışıyor sağolsun ipten daha kırılgan haliyle.


Bağajlar açıldı, bavullar döküldü yeni bir ip bulmak için. Bu arada size söylemeyi unuttum, bu iki araç Cidde'den gelmişler Yanbu'ya gezmeye. Arabaların içi çoluk çocuk ve hanımlarla dolu. Bizim için ne diyorlar bilmiyorum ama hallerinden pek memnun olduklarını sanmam:)

Sonunda ipi taktılar ve tekrar: "Ya Allah" dediler fakat arabamızın nasıl kurtulduğunu yakalayamadım, kızım sağolsun, lafa tuttu beni. Bizim arabayı kurtardılar, fakat sevinçden direksiyondaki adam frene basmayı unutunca kendi arabalarının lambalarından oldular maalesef. Aksilik işte..:)

Bu arkadaş, operasyonun başında ip lazım olunca aramaya çıkmıştı. O gelene kadar kaç ip takıldı.. kırıldı.. sonunda sağlam bir iple operasyon başarıyla tamamlandı.. fakat kendisi denizden bulduğu kırık pırçık bir kaç iple yeni teşrif etti :)

...ve mutlu son.. sizlere minnettarız. Siz karşımıza çıkmasaydınız şu anda o arabanın içinde açlıktan baygın düşmüştük hepimiz. Bundan sonra azığımızı hazırlamadan yola çıkmak yok. noluuur, nolmaaaz. Herşey insan için.

Araba kurtulduktan sonra ilerlemiş saate ve soğuyan havaya rağmen planlarımı devreye sokmak istemişdim ama bu kez de sürpriz misafirlerimiz vardı. Koca denizde başka balık tutacak yer kalmadı sanki. Hayret bir şey..Belli ki nasip değildi bugün bize denizin tadını çıkarmak. Bari biz de balık tutalım dedik, balıklar için kızarmış sosisden hazırlanmış özel yemi taktık oltaya ve attık denize. Bu sefer de oltamız kırıldı. Zaten kızım da bu arada sosisleri yemiş bitirmişdi.:(

Velhasılı kelam bu güzel kızıldeniz sahilinin tadını bu haftalık kızımla şu anda evimizin baş köşesini süsleyen mercan taşlarını ve deniz kabuklarını toplayarak çıkardık. Olsun yine de çok güzel bir gündü. Hem hafta sonlarına kıran girmedi ya, önümüzdeki haftasonu için ciddi planlarım var:)

19 Şubat 2008

Geçici

İnsan bazan bir dost istiyormuş meğer...

15 Şubat 2008

Kırk Sene Beklerdiniz

Mümkün olduğunca her cuma günü kanal 7'de bir sabah programın da Doç.Dr. Mustafa Karataş'ı dinliyorum.Bugün de dinlerken, bir seyirci sorusu üzerine mevzu namaza geldi. Mustafa Hoca:
"Namaz kılanın önünden geçilmez. Efendimiz buyuruyor ki: " Namaz kılanın önünden geçmenin ve kabre basmanın ne kadar günah olduğunu bilseydiniz kırk sene bekler yine geçmezdiniz." dedi ve ekledi: "Ancak büyük mescidlerde olabilir, yalnız namaz kılanın uzağından geçmek suretiyle, secde ettiği yerin yakınından yine geçilmez" dedi.
Bunun üzerine beni sabahtan beri bir düşünce aldı. Kabe' de ve Mescid-i Nebevi'de öyle kalabalık zamanlar oluyor ki, namaz kılanın önünden geçmemek mümkün olmuyor. Günah olduğunu elbette biliyordum fakat Kabe gibi büyük bir mecsidde ve herkes bu konuda rahat davranınca aklımdan "yapacak başka bir şey olmadığı için geçilebilir galiba" diyerek ben de geçtim. Allah affetsin. Hadi şimdiye kadar bilmiyordum, peki şimdiden sonra napacağım ben? En kötü ihtimal kırk sene beklerim. Bir ara boşluk olur heralde:)

10 Şubat 2008

ALLAH yardım etsin

Eskiden beri mahçup olurum kendi kendime bu tür haberleri izlerken,"ne ayıp ya, insan utanmaz mı hiç orda yardımdan nasiplenmek için başkalarıyla kavga etmeye" derim fakirliğimizi unutarak, bazan gülmek gelir içimden, bazan ağlamak gelir acıyarak. Bazan da ümitsizliğe düşerim "hiç değişmeyiz" diye. Sonra yanlış kimde, nerde diye düşünürüm sessizce.

İnsanlara iyilik olsun diye fakirliklerini yüzlerine vurur gibi, bir kamyonun tepesinden balığa yem atarcasına iki lokma yardım dağıtanlar mı yanlış yapıyor, yoksa iki lokma ekmek için küçücük çocuklarınıda yanlarında sürükleyerek birbirini ezen bu insanlar mı?

Bakıyorum, yaşlılar aslında ortalığı karıştıranlar, ama ben yine de en çok onlara acıyorum. Aslında acınacak öyle çok halimiz var ki, hangisini söyleyeyim..Zaten söylesem nolacaak, söylemesem.. Bu manzara değişecek mi sanki. En iyisi ben söylemeyip üzülmeye devam edeyim.

5 Şubat 2008

BEDİR

Uzun aradan sonra merhaba..
Ne oldu bana bilmiyorum, bir türlü fırsat bulupda yazamadım. Vakit nasıl geçiyor anlamıyorum bile. Geçen hafta Bedir savaşının olduğu yere, yani Bedir kasabasına gitmiştik. Sizler içinde fotoğraflar çektim ama ancak bu gün yayınlayabildim. Peygamberimizin sahabelerle beraber müşriklerle cihad ettiği toprakları gördüm, çok duygulandım. Başka bir duyguydu bu. Çok duygulu, ve mutlulukla karışık bir duyguydu. Gördüğünüz gibi anlatmak pek mümkün olmuyor. Ben fotoğraflara geçeyim. Belki netten de görmüşsünüzdür buraları ama bir de benim sayfamdan görün istedim.

Tabeladan da anladığınız gibi henüz yoldayız..Bedir'e doğru çevirdik direksiyonumuzu.

Yol kenarındaki dağlarda Allah lafızları yazıyor. Bu dağda da göründüğü gibi " Lailaheillallah Muhammeden Resulullah" yazısı var.

Bedir dağı. Cebel-i Bedir.

Burası Osmanlı yapıtı, Mescid- i Ariş. Efendimiz ve sahabeler savaşdan önce burada konaklamış ve dua etmişler. Osmanlı zamanında da bu şekilde mescid haline gelmiş. Böyle sakin göründüğüne bakmayın, cuma vaktiydi gittiğimizde, cemaat ağzına kadar doldurmuşdu mescidi.

Duvarlarla çevrili olan bu alan, muharebenin meydana geldiği yermiş. Ben ilk gördüğümde kabristan zannetmiştim. Bir sürü taş var burada. Ama değilmiş galiba, aslında bir rivayete göre şehit düşen sahabelerin kabri buradaymış, bir rivayete göre de az aşağıda bir yerdeymiş. Ben buranın fotoğrafını çekerken hiç şaşırmadığım bir şey oldu yine. Bir polis geldi ve "çekmeyin" dedi, anlayışla karşıladım ve çekmedim. Aradan iki dakika geçmeden yine geldi şorta, bu seferde "halas" dedi. Yine anlayışla karşılamış gibi yaptım anlamayarak. Üç sene öncesine kadar bu alanı içinde yürüyerek gezebilirken şimdi duvarından bile bakmak yasak olmuş galiba. Bu polisler illa beni günaha sokuyorlar her yerde.

Savaşda şehit olan ondört sahabenin isimlerinin yazdığı şehitlik abidesi. Savaş meydanının tam karşısında bulunuyor bu abide. Allah mekanlarını cennet eylesin. Bizlere de onların komşusu olmayı nasip etsin.

29 Ocak 2008

Kabe

Hafta sonu tatilimizi Mekke'ye giderek değerlendirelim dedik, evde ihrama girerek yola çıktık. Umre yapmaya niyet etmiştik. İkindi vaktinde varmıştık Mekkeye, herşey bıraktığımız gibiydi. Hala büyük bir kargaşa hakim şehirde, ve trafik hala çok yoğun. Ben tam bunları düşünürken, birde baktım ki gelmişiz bile hareme, bembeyaz taşların üstünde insanlar süzülüyorlar içeriye doğru. Bu manzaraya bakmaya hiç doyamıyorum. Arabayı parkettik ve hemen bizde süzüldük kapısından içeriye doğru. Her zamanki gibi görmek istediğim ilk şeyi, Kabeyi arıyordu gözlerim heyecanla. İlk ziyaretdeki heyecan bir başka olsada diğerleri de onu aratmıyor. Canım Kabem, nasıl da asil duruyordu yine karaların içinde. Bu kez gözüme daha bir büyük görünmüştü sanki, belki de özlemimin hasretimim büyüklüğündendi bu..O'nu göremediğim günler geldi aklıma buluştuğumuz anda. Tv kanalından takip ederdim namaz vakitlerini sanki ordaymışım gibi bakınırdım etrafıma. Ama artık ordaydım. Öyle çok özlemişim ki Kabeyi..Görünce sımsıkı sarılmak istedim ona.
Tavaf ederken baktım ki, Hacer-ül Esved'in yanındaki polis bayanları alıyor. Ama yine de erkekler yoğunluktaydı, ben de gitsem mi gitmesem mi diye düşünürken zaten erkeklere sıra gelmişti bile. Dokunamasam da, görebilmiştim sonunda.
Kalabalık değildi Kabe, sakin sayılırdı. Böyle zamanlarda umre yapmayı çok seviyorum. Hele tavaf ederken öyle şahane oluyor ki, mübarek örtüsüne ellerimi süre süre tavaf ettim. Tarifsiz güzeldi. İçim huzur doldu. Hayallere kapıldım, cenneti hayal ediyordum , "Allah'ım" dedim kendi kendime, "..dünyada böyle güzel duygular varsa, dünya da böyle huzur varsa cennet nasıldır?" diyordum, hatta öyle dalmışım ki hayallere, tavaf ederken iki kez selam vermeyi unutmuşum, bir kaç adım geri dönerek selamımı verdim ve devam ettim. Allah kabul etsin. Cennetin hayali bile insanın aklını başından alıyormuş:)
Haremde tadilat vardı.İkinci katı neredeyse tamamen kapalıydı. Safa ve Merve de kapalıydı. Say'ımızı az ilerisinde bir yer açmışlar, orda yaptık. Galiba genişletiyorlar.
Akşam namazımızı da kıldık ve yine içim burkula burkula ayrıldık Kabeden..En sevmediğim andı bu..Allah tekrarlarını nasip etsin.

21 Ocak 2008

Ne Gülüyorsunuz Yahu?

Büyük bir cesaretle arapça öğreneceğim demişim, bu yola girmişim, uğraşıyorum, çabalıyorum, evde söylemek istediğim herşeyi on dakika sonra söyleyebiliyorum, çünkü arapçasını düşünüyorum ve bulmadan söylemiyorum, hatta sokakta bile bütün gururumu ayaklar altına alarak arapça konuşuyorum, mesenen parkta kızımı çağırırken:"teali betul,la telabi hinak, telabi hina" diyorum, parktaki bütün insanlar dönüp bana bakıyorlar gülüşerek, artık ne kadar komik konuşuyorsam onlara göre.. Allahtan peçe kurtarıyor beni de yüzümün renkten renge girdiğini görmüyorlar..işte ben bu şartlarda şevkimi kaybetmeden uğraşıyorum, bazıları da geçip karşıma gülüyorlar.Revamı yahu!
Bazan ben de kendime çok gülüyorum, lakin başkası gülünce de biraz canım sıkılmıyor değil. Aslında buna alışmam lazım tabi.
Geçen dersimizde hocama, evdeki konuşmalarımızdan bahsettim biraz.Mesenen, oğlum ağladığı zaman ona: "habibi,habibiii, ene hina habibii" diye seslendiğimi söyledim, çok güldü. ne varsa gülecek. böyle söylenir işte bu..Allah Allah.
Yedi yaşındaki kızı: "ene ebğa eşrab moya" dedi, kalktım su verdim ufaklığa, verirken de "tıfaddaliii..." dedim güleceğini bilerek , önce kendisi güldü, sonra da annesi.. bu kez çok bozulmamışdım, çünkü bende çok gülmüştüm kendime ama biraz sonra annesinin bana laf anlatmaya çalıştığını gören kız bacak kadar boyuyla başladı yine gülmeye.. Neymiş efendim annesinin bana anlattıkları çok basit gelmiş hanımefendiye. Ben de ona: "la adhak!" dedim. "ma adhak" da demiş olabilirim, doğrusunu hatırlayamadım şimdi. Bazan geliyor yanıma bana birşey anlatmaya çalışıyor, anlamıyorum yaa, hoşuna gidiyor hanımefendinin..Gülecek tabi bol bol. kimbilir eve gidince beni anlatıp anlatıp nasılda gülüyordur bilmiş kız. Uzaktan gülmek kolay tabi. Ben sana türkçe öğreteyim de gör bakalım nasılmış.
Bu arada hafta sonu sınavım için ingilizce de çalışıyorum. Arapça pratik yaparken arada ingilizce de karışmıyor değil. Mesenen betul beni çağırınca :"la sarrığı betul, istenni lahza. ene came" diyorum. Yani kafam karışık iyice bu günlerde. Betulde bu durumdan çok memnun değil aslında. " ya anne, böyle konuşma, anlamıyorum, ne dedin, sinir oluyorum" diyor. Ben de ona: " anne değil habibti, mama, mama" diyorum ama dinlemiyor beni. " Sen yiyecek değilsin ki, annesin" diyor bu kez. E haklı çocuk...
Sakın öğrendiklerimi buraya yazdıklarım kadar sanmayasınız. Sizlere en basitleştirilmiş şekliyle yazıyorum moraliniz bozulmasın diye:) Bilirim o durumu..ama yine de bir şey söyleyeyim size:
" el cov marra har hina":)))
Anlayanlar anlamayanlara anlatsınlar:))
Bugünlük bu kadar kafi, my muallime he ci mağrib ve ene he atbağ..şimdilik maesseleme..

18 Ocak 2008

Tövbe Estağfirullah

İnsanların açlıktan öldükleri, bir babanın, akşam eve giderken bir lokma ekmek götürebilmek, kapıda onu bekleyen ve açlıktan nefesi kokan yavrusunu doyurabilmek için, bütün gün çöp kutularını kurcalayıp yine de eli boş eve döndüğü, sağımıza dönsek aç, solumuza dönsek susuz insanların bulunduğu böyle bir dünya da hala bir çifti beşyüz milyon olan bir çizmenin beş renginden de alıp, dolabında etiketi üzerinde giyilmeyi bekleyen diğer ayakkabılarının yanına, hiç içi sızlamadan koyan ve gece rahat uyuyan insanlar varmış!!
Rabbim başta kendimizi sonra da böylelerini rahmetiyle ayıktırsın inşaallah..

13 Ocak 2008

M İ M

İçerlediğim bir hadise;
İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordum. Sınıfımızda erkekler ve kızlar ayrımcılığı vardı kendi aramızda. Düşmanlığı desek daha doğru olur aslında. Bir gün ders zili çaldı ve sınıfa geçtik. Yerlerimize oturduk. Kalemimin ucu bitmişti, tam kalem kutumu açıyordum ki arkamdaki heyecan dolu uğultuya döndüm baktım. Bütün erkekler sıralarından fırlayacak gibi duruyorlardı, sabırsızlıkla kalem kutuma bakıyorlardı, umursamadım ve işime baktım..ki....dehşet birşey oldu. Kalem kutumu açmamla içinden sular içinde kocaman bir kurbağanın üstüme doğru fırlaması bir oldu..Tabi benden bir bağırtı çıktı ki sormayın:( Allahtan kurbağadan hızlı davranıp sıradan çıkmıştım hemen, o da rotasını çevirip önümdeki kızın bacağına zıpladı zaten. Ben bunun intikamını alırdım elbette ama sağolsun okul müdürümüz ihtiyaç bırakmadı. Erkeklerin hepsi disipline....:)
En komik anlarımdan bir tanesi;
Geçen sene Cidde de bir mağaza da kıyafet bakıyordum. Biraz bakındıktan sonra kıyafetleri beğenmedim ve mağaza sahibine ingilizce bişeyler sordum kıyafetler hakkında. Adamın verdiği ingilizce cevaptan sonra eşime dönüp: "Yok ya, adam uydurdu resmen, boşver almayalım" dedim. Tam o sırada mağazaya giren bir başka türk, mağaza sahibiyle türkçe konuştu..Benimde başımdan aşağıya kaynar sular döküldü tabi.. Başımı yere eğdim ve direkt gözden kayboldum. hayatımın en komik ve utanç verici bir anıydı.
Büyüklerimizle geçirdiğimiz güzel bir hatıra;
Sene 2002, gece, saat 24:00 sularında evde herkes uyumuştu. Ben de çok acıkmıştım, uyku tutmamıştı. Evin içinde dolanıp duruyordum ne yesem diye. Baktım babam da dolanıyor. Anladım ki o da acıkmış. Ne yesek diye düşünürken babamdan süper bir teklif geldi, yemekleri nefis olan çok meşhur bir kebapçı vardı ve babam "oraya gidelim mi" dedi gecenin bir saatinde. Bende hiç düşünmeden "gidelim" dedim. Bir ara annemi de görmüştüm sanki, sesimize uyanmış olabilir ama döndüğümüzde mi gördüm yoksa giderken mi gördüm hatırlayamıyorum. Babamla yemeğimizi yiyip gelmiştik evimize. O gece ki kebabı ve nar ekşisine batırarak yediğimiz çiğ köfteyi hiç unutamam. Çok lezzetlilerdi.. Gece gece gider mi demeyin, valla çok da güzel gidiyor:)
Bu hatıralarımı bulmam benim için zor oldu. İki gündür ne yazsam, ne yazsam diye düşünmekten yoruldum bile..Bu yüzden mimlememe hakkımı kullanmak istiyorum müsadenizle. Zaten kimse de kalmamış, Mehmet abi bile mimlenmiş:)

9 Ocak 2008

Arabi Öğreniyorum

Dil öğrenmeyi çok seviyorum. Hele de arapçaya karşı çocukluğumdan beri özel bir merakım vardı. Çevremde arapça konuşanların ağzına düşerdim dinlerken. Bayılırdım konuşmalarına. Kulağa çok hoş geliyor bence. Çok istiyorum bir an önce öğrenmeyi. En çok istediğimde Kuranı anlayarak okumak. Buralara kadar gelip de öğrenmezsem ayıp olur bence. Ben de "Bismillah" dedim ve başladım.

Pazartesi günü ilk dersimi vermek üzere arabi hocam beytimize teşrif ettiler. Çok güzel geçti.Komik ve eğlenceliydi.:) İki de binti var hocamın, benim bintime öğretiyorlar arapçayı. Onlara arada bir " kellimiha arabi" dedim:) Bundan böyle arada bir öğrendiklerimi blogumda da kullanmak istiyorum. Pratik olması babından.. Hocam bir suudi. Türkçe de bilmiyor elbette. İngilizce anlaşıyoruz ama ilk günden bana ingilizce konuşma yasağı geldi bile. Bu yasaklardan hiç hoşlanmasam da çok işe yaradığının farkındayım. Bütün söylemek istediklerimi arapça söylemeye çalışıyorum, epeyce kıvranıyorum ama olsun.. Zamanla daha da kolaylaşacaktır inşaallah. Hocamın dediğini anlamak için de baya çaba sarfediyorum tabi, sanki çince konuşuyor gibi geliyor bana. Bir cümleyi bir kaç kez tekrarlatıyorum. Hele şu müzekker müennes olayı kafamı iyice karıştırıyor. Konuşmalarında bile haremlik selamlık var. Bazan hocam kendini kaybedip çok hızlı konuşuyor, hemen uyarıyorum yavaş konuşması için. Bir çok kelime öğrendim bile ama günlük hayatımda kullanmazsam ertesi günü uçuveriyor aklımdan. Kızıma arapça birşey söylediğim zaman çok kızıyor, sinirleniyor anlamadığı için. "Yaa annee yaa, böyle konuşmaa" diye bağırıyor bana. bende "la sarrığı, çok ayb" diyorum:) Tv de turk kanallara da yasak geldi hocam tarafından. Gece gündüz arapça kanalları izliyorum. Hocama göre çok kolay bir dil, kısa sürede öğrenirmişim. Ama gelin bir de bana sorun..

Yine de bende bu istek olduğu sürece başarabileceğime inanıyorum Allahın izniyle.

Şimdilik maesseleme..:) Ders çalışmam lazım.

8 Ocak 2008

Mutfak Kazalarından Bıktım Usandım!

Şunu anladım ki;
Mutfak, ara vermeye hiç gelmiyormuş. Eğer bir süre mutfağa uğramamışsanız, ilk buluşmalarınızda karşınıza canavar gibi çıkıyor. Kaç gündür elimi neye attıysam ya bir yerimi kestim, ya çizdim, ya yaktım. Daha elimin üstündeki kocaman yanık izim geçmeden, parmağımı da yaktım. Onun acısı içinde ağlarken, düşmek üzere olan tırnağımı dibinden, en sivri bıçağımın ucuyla deldim. Bir taraftan da fırındaki tepsiye elimi yapıştırmışım. Aslında bütün bunları yapan ben değilim. Canavar mutfak. Sanki bana saldırıyor. Sürekli yaralanıyorum. Sakar bir insan falan da değilimdir yani. Yanlış anlaşılmasın. Sadece uzun aradan sonra yemek yapmak biraz zor oluyor. E tabi bir de yemeğin ayarını tutturup tutturamamak var işin neticesinde. Allahtan o konuda acemi şansım devreye giriyor. İnşaallah akşamki misafirlerim yemeklerimden memnun kalırlar ama ellerimdeki her çeşit yara ve bereleri nasıl açıklarım bilmiyorum. Doğrular rezaletime giden yoldur:( Başka bir açıklama bulmam lazım veya sormaması için okuyup yüzüne doğru üfleyeyim, o da olur bence. Neyse yemeğe bakmam lazım, o canavar mutfağa hiç gidesim yok ama başka şansım yok. Bir de yemeğimi yakarsam tamamdır benim işim. Hadi bana kolay gelsin.

1 Ocak 2008

Şükufe ve Diğerleri

Arabistana geldiğimde büyük bir sürprizle karşılaştım. Önce sevindim, sevimli buldum onları ama şimdi fikrim çok değişti. Yakından bakınca hiç de sevimli değillermiş meğer. Fakat acziyetlerine binaen katlanıyorum onlara. Bahçemizdeki güvercin aşiretinden bahsediyorum. Ebrulide de bahsini etmiştim sizlere. Her yaştan güvercin var bu aşirette. Sürekli bahçemi kirletiyorlar. Onların yüzünden hortumla süpürge elimden düşmez oldu. Üstelik haber vermeden birden bire hep beraber uçuyorlar. Bir gürültü kopuyor.Sanki uçak kalkıyor bahçemden. Ödüm kopuyor.
Napacağımı şaşırdım. Yuvalarını alıp başka bir yere koysak diye düşündüm. O zaman da bir daha dönmezlermiş ve yavruları sahipsiz, yanlız kalırlarmış. Bu durumda kıyamadım tabi masumlara. Fakat yine de çaktırmadan çözüm yolları düşünüyorum. Bu konuda bilgisi olan varsa bana bir çare söylesin lütfen.

Gelelim şükufe ve aşiretine.. Buyrun tanıştırayım sizleri..

Soldan sağa; şükufe, makbule, lütfiye ve hayriye. Genelde ayrılmazlar, her yere beraber uçarlar. Hayriyenin iki tane yavrusu oldu. Aşağıda onlarda boy gösterecekler sizlere.

Bu arkadaş, kendini yavru zanneden koca bebek. Lütfiyenin yavrusu olur kendileri. Lütfiye her gün kanat çırpmayı öğretiyor sabırla ama bu kendini yavru zanneden koca bebek bir türlü çırpamıyor kanadlarını. Ben de gözünün içine bakıyorum artık öğrensin de uçsun diye ama öğrenemeyecek sanırsam:( Nerdeyse ben öğrenicem..

Bunlar da Şükufe ile Makbule. En iyi yaptıkları şey nöbet tutmak. Lütfiye ve Hayriye yavrularıyla ilgilenirken Şükufe ve Makbule de yabancılara karşı nöbetteler. En başta bana karşı nöbet tutuyor nankörler. Sürekli göz hapsinde tutuyorum bu güvercin aşiretini, e tabi bir de her gün postalamak için planlar yapıyorum içimden, hissettiler galiba. Farkındayım, biraz asi takılıyorlar bana karşı.


Bu garibimin de ismi Garip. Pek bir zararsızdır diğerlerine göre. Hem de çok gariptir zavallı.Ama boydan kaybediyor. Sürekli bahçeme geliyor bu hayvancık da, kuş kuşu çekiyor galiba, ama Şükufeler garibi küçümsüyorlar, dışlıyorlar. Bu da aralarına giremediği için üzülüyor tabi. Genelde bu köşede uzaklara dalar dalar gider garibim.



İşte Hayriyenin yavruları.. Hep böyleler işte siz de şahitsiniz. Yan gelip yatıyor tembeller..


Beslenme zamanları gelmiş. Hayriye ,Hasip ile Nasibe ağzıyla toplayıp getirdiği yiyeceklerden veriyor. Görünen yavrunun adı Hasip. Nasip de hemen arkasında.

Şükufe ile Makbule bu kez farklı bir nokta da nöbetteler.


Flaşlardan çok sıkılan Hayriyenin bana olan sinirini görüyorsunuz burda. Nasılda kötü kötü bakıyor.

Bir de sakız hanım vardı.Bembeyaz bir güvercin. Fakat fotosunu şimdilik yayınlayamayacağım.. Aşiretin devamı da vardı esasında. Lakin bu seferlik bu kadar yeter. Şükufe ve diğerleri sizlerle tanıştıklarından memnun oldular:)