21 Aralık 2006

büyük gün yaklaştı


Az kaldı, kısa süre sonra Allah nasip ederse niyetlendiğimiz üzere hac farizasını yerine getirmek üzere hareket edeceğiz inşaalah. burda bayram şimdilik Türkiye'dekinden bir gün evvel olduğu için haftaya cuma günü güneşin batışından doğuşuna kadar arafatta milyonlarca insanla beraber ibadet edeceğiz inşaalah.

Siz blogcu arkadaşlarımı da unutmayacağım, Allah kabul ederse hepiniz dualarımda yer alacaksınız. sizler de duanızı esirgemeyin, Rabbim hayırlısıyla bir mani çıkarmasında niyetimizi yerine getirebilelim.

14 Aralık 2006

13 Aralık 2006

bütün güzellikler özlenir..

güzellikler içinde çekilen sıkıntı dahi özlenir..

güzellikleri içimizde yaşamaksa bizim elimizde..

Allah'ım! Ne günah işledim de bunu başıma verdin? (haşa)

bütün kainatı senin ayağına seren, bütün mahlukatı senin ihtiyaçların için halk eden ve sana musahhar eden, bütün yanlışlarına günahlarına rağmen seni bağışlama büyüklüğünde bulunan Zat'a karşı bu sözü utanmadan sıkılmadan söyleme gafletinde bulunan gözleri kör olmuş zavallılara hep birlikte acıyalım ve dua edelim.
insanoğlu nankördür. hayrı kendinden bilir, şerri Allah'dan..

10 Aralık 2006

küsmeyesin sakın..

yorgun düşmüş bedeni beklemekten
belki de ümit etmekten..

2 Aralık 2006

öyle mi?


leyleği havada gören gerçekten de çok mu gezer?

28 Kasım 2006

ALLAH İSTERSE HER ŞEY OLUR

24 Kasım 2006

23 Kasım 2006

güzel yazılar yayınlamalı

Hz. Ömer arkadaşlariyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler.
Derler ki :
-"Ey halife, bu aramizdaki arkadaş bizim babamizi öldürdü. Ne
gerekiyorsa lütfen yerine getirin."
Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek :
- Söyledikleri doğru mu diye sorar , Suçlanan genç der ki :
-Evet doğru.
Bu söz üzerine Hz Ömer;
-Anlat bakalim nasil oldu diye sorar:
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :
-"Ben bulundugum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim
ailemle beraber gezmeye çiktik, kader bizi arkadaslarin bulundugu
yere getirdi. Afedersiniz hayvanlarimin arasinda bir güzel atim var
ki dönen bir defa daha bakiyor, hayvana ne yaptiysam bu
arkadaslarin bahçesinden meyva koparmasina engel olamadim,
arkadaslarin babasi içerden hisimla çikti , atima bir taş, atti
atim oracikta öldü. Nefsime bu durum agir geldi, ben de bir tas
attim, babasi öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaslar beni yakaladi,
durum bundan ibaret" dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer:
-"Söyleyecek bir sey yok, bu suçun cezasi idam.Madem suçunu da
kabul ettin" dedi.
Bu sözden sonra delikanli söz alarak
-"Efendim bir özrüm var" diyerek konusmaya basladi
- "Ben memleketinde zengin bir insanim, babam rahmetli olmadan bana
epey bir altin birakti. Gelirken kardesim küçük oldugu için
saklamak zorunda kaldim. Simdi siz bu cezayi infaz ederseniz
yetimin hakkini zayi ettiginiz için Allah(cc) indinde sorumlu
olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardesime teslim
eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum" der.
Hz. Ömer dayanamaz der ki :
-"Bu topluluga yabanci birisin, senin yerine kim kalir ki?!"
Sözün burasinda genç adam ortama bir göz atar, der ki:
- "Bu zat benim yerime kalir." O zat Hz. Peygamber Efendimizin
(sav) en iyi arkadaşarindan daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr
Ibni As' dan başkasi değildir. Hz.Ömer Amr'a dönerek,
- "Ey Amr, delikanliyi duydun" der.
O yüce sahabi
-"Evet, ben kefilim" der ve genç adam serbest birakilir.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber
yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çikarak genc'in
gelmeyecegi, dolayisiyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine
maktülün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razi olmaz
ve "babamizin kani yerde kalsin istemiyoruz" derler.
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :
"Bu kefil babam olsa farketmez cezayi infaz ederim."
Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :
-"Biz de sözümün arkasindayiz."
Bu arada kalabalikta bir dalgalanma olur ve insanlarin arasindan
genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladim gelmeme gibi
önemli bir nedenin vardi neden geldin?" Genç vakurla basini
kaldirir ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan)
"AHDE VEFASIZLIK ETTI" demeyesiniz diye geldim der.
Hz.Ömer basini bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki :
-"Ey Amr, sen bu delikanliyi tanimiyorsun nasil oldu onun yerine
kefil oldun".
Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razi olsun, vakurla
kanimizi donduracak bir cevap verir,
-"Bu kadar insanin içerisinden beni seçti.
"INSANLIK ÖLDÜ "dedirtmemek için kabul ettim" der.
Sira gençlere gelir, derler ki :
-"Biz bu davadan vazgeçiyoruz."
Bu sözün üzerine Hz Ömer :
-"Ne oldu, biraz evvel "babamizin kani yerde kalmasin" diyordunuz
ne oldu da vaz geçiyorsunuz?" der.
Gençlerin cevabi da dehsetlidir :
-"MERHAMETLI INSAN KALMADI" DEMEYESINIZ DIYE ...


bende bu güzel yazıyı burada yayınlıyorum ki, güzel bir yazı yayınlamadı demeyesiniz diye..:)

20 Kasım 2006

huzur


iki gün evvel Kabeyi ziyarete gitmiştik. biraz olmuşdu gitmeyeli, gidelimde bir hasret giderelim dedik, daha öncesinde hususan ramazanda kabenin yakın çevresindeki yollarda ilerlemek bile mümkün değildi. hele park yeri tam bir sıkıntı olurdu..ama bugünlerde yollar boş, her taraf park yeri dolu, sokaklar, caddeler bomboştu. önce sevindim, "iyi " dedim, " rahat rahat girip çıkacağız" .. sonrada bir hüzün çöktü içime, hiç yakışmamışdı bu durgunluk buraya..

içeriye girdiğimde yukarıdaki fotolarda da göründüğü gibi her yer bom boş....sanki sadece ben varım. kabenin etrafı nisbeten daha iyi fakat yine de çok sakin..yerdeki halılar görünebiliyor..

bende bu sakinlikten yararlanayım dedim ve direk kabenin yakınına gittim..aradan sıvışacak yer bulmak bile hayalken şimdi her yer benimdi..istediğim yere gidip öpelirim mis kokulu örtüsünü ve öyle yaptım. gittim yapıştım mübarek örtüsüne..kokladım..öptüm..elimi yüzümü sürdüm..dua ettim..şu anda bile öyle canım istediki, keşke orda olsaydım..

bir ikindi namazı kıldım ki, sizlere tarif edemem, sanki kabede değil de cennette kıldım, kabeye baka baka okudum fatihaları..secdeden kalkar kalkmaz hemen baktım yine..hava da çok güzeldi..serin ve güneşli..secdeden tekrar rukuya kalkarken kabeye bakarak kalktığımda o berrak gökyüzünden süzülen güneşin ışıltıları da bu eşsiz manzara karışınca işte tam bir cennet bahçesi gibi oluyor, burnunuza sürekli kabenin mis kokusunu getiriyor rüzgar ve siz işte burda allahın huzurundasızın.. öyle büyük bir saadetki..namazın hiç bitmesini istemedim..

hep düşünürdüm, şöyle doya doya bir gitsem de seyretsem kabeyi, öpsem doya doya diye...
ama bu mümkün değilmiş, doyum olmazmış bu güzelliğe, baktıkça bakasın, öptükçe öpesin gelirmiş, gittikçe gidesin ve gittikçe dönmeyesin gelirmiş..allahım ne büyük saadetmiş..

şükürler olsun ya rabbim..şükrünü eda etmeyi nasip et, nasip et ki bu nimet elimden gitmesin..

18 Kasım 2006

vuslat


düşüncesinde vardın mı lezzetine, ölümün.. ve de mevtin, arzu eder bu can kapısına kavuşmayı, tez elden kabrin..


***

güzellikler ve asıl güzel ve asıl güzelin güzeli,
ben geldim, sana geldim ey güzelliklerin Rabbi,
hani? nerde güzelin? nerde O, götür beni O'na Ya İlahi,
vaadini yerine getir götür beni O'na geldim gayri.


17 Kasım 2006

BUDA GEÇER..

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye
varır...
Karsısına çıkan insanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve
yatacak yer
verecek birileri olup olmadığını sorar...


Köylüler, Derviş’e, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin
küçük
olduğunu söylerler ve Sakir diye birinin çiftliğini tarif edip,
oraya
gitmesini salik verirler...


Derviş yola koyulur, yolda birkaç köylüye daha rastlar... Onların
anlattıklarından, Sakir'in, o yörenin en zengin kişilerinden biri
olduğunu
öğrenir...


Bölgedeki ikinci zengin ise, Haddad isimli bir başka
çiftlik sahibidir... Derviş, Sakir'in çiftliğine varır... Çok iyi
karşılanır... İyi misafir edilir, yer, içer ve dinlenir... Sakir
de, ailesi
de hem misafirperver ve hem de gönülleri zengin insanlardır... Sonra
tekrar
yola koyulma zamanı gelir ve Derviş Sakir'e ve ailesine teşekkür
ederken,
"Böyle zengin bir insan olduğun için hep şükret." der...


Sakir'den ise söyle bir yanıt alır:


"Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz... Bazen görünen, gerçeğin
kendisi
değildir... Bu da geçer...".



Derviş, Sakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra, bu yanıt
üzerine uzun uzun
düşünür... Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, Derviş’in yolu
yine ayni
yöreye düşer... Sakir' e uğrayıp, ziyaret etmek ister... Yolda
karsılaştığı
köylülerle konuşurken, köylüler "Haaaa o Sakir mi?.. O iyice
fakirledi,
simdi Haddad'in yanında çalışıyor..." derler.



Derviş, hemen Haddad'in çiftliğine gider... Sakir'i bulur... Eski
dostu
yaşlanmıştır... Üzerinde eski püskü giysiler vardır... Geçen
süre içindeki
bir sel felaketinde bütün sığırları telef ölmüş, evi barkı
yıkılmıştır...
Toprakları da islenemez hale geldiği için, tek çare olarak, selden
hiç zarar
görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'in yanında
çalışmak zorunda
kalmıştır... Bu süre zarfında Sakir ve ailesi, Haddad'a
hizmetkârlık
yapmaktadırlar... Sakir, Derviş’i, bu kez son derece mütevazi olan
evinde
misafir eder... Kit kanaat yemeğini onunla paylaşır...
Derviş, vedalaşırken, Sakir'e olup bitenlerden ne kadar çok üzgün
olduğunu
söyler ve Sakir'den su yanıtı alır:


"Üzülme... Unutma, bu da geçer..."


Derviş, gezmeye devam eder ve aradan uzun yıllar geçtikten sonra,
yolu yine
ayni bölgeye düşer... Öğrendiklerinden şaşkına döner...

Bir süre önce ölen Haddad, ailesi olmadığından, bütün varını
yoğunu, en
sadik hizmetkârı ve eski dostu Sakir'e bırakmıştır... Sakir,
Haddad'in
konağında oturmaktadır... Kocaman arazileri ve binlerce sığırı
ile yine o
yörenin en zengin insani olmuştur...

Derviş, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar çok sevindiğini
dile
getirdiğinde yine ayni yanıtı alır:


"Bu da geçer..."


Birkaç yıl sonra Derviş yine Sakir'i arar... Ona bir tepe
gösterirler...
Tepede Sakir'in mezarı vardır ve mezar taşında söyle yazmaktadır:


"Bu da geçer".

Derviş, üzgün bir şekilde, "Allah Allah, ölümün nesi geçecek?"
diye düşünür
ve gider... Ertesi yıl, Derviş, Sakir'in mezarını ziyaret etmek
için geri
döner ama ortalıklarda mezar falan kalmamıştır... Büyük bir sel
gelmiş,
bütün tepeyi silmiş süpürmüş ve Sakir'in mezarından geriye hiç
eser
kalmamıştır...

O yıllarda, ülkenin sultani, kendisi için çok değişik bir yüzük
yapılmasını
ister... Bu öyle bir yüzük olacaktır ki, sultan mutsuz olduğunda
umudunu
tazeleyecek, mutlu olduğunda da, mutluluğun rehavetine kendini
kaptırmasını,
tembelliğe düşmesini önleyecektir... Hiç kimse, sultani tatmin
edecek böyle
bir yüzük yapmayı başaramaz...

Sultanin adamları bir gün bilge Derviş’i bulurlar, yardım
isterler... Sultan
yüzüğe fena halde takmıştır... Derviş, sultanin kuyumcusuna
hitaben bir
mektup yazar... Kısa bir süre sonra, yüzük sultana sunulur...
Sultan
önceleri hiçbir anlam veremez; çünkü son derece sade bir
yüzüktür bu...

Sonra üzerindeki yazıya takılır gözü... Üzerinde biraz
düşünür ve yüzü
aydınlanır... Büyük bir mutluluk ışığı parlar gözlerinde...
Sonunda tam da
istediği bir yüzüğü olmuştur...

Yüzüğün üzerindeki yazı mı?

Şu yazılıdır yüzüğün üzerinde:

"Bu da geçer".

16 Kasım 2006

15 Kasım 2006

büyük zeytin ye ama büyük laf konuşma


dört aydan sonra yakın çevremde arayıpta bulamadığım, çok özlediğim lezzete bugün kavuştum..

her ne kadar "tokuz, lütfen sofra hazırlamayın, yeni yedik de geldik.." diye bilmişlik yapsamda..
ev sahibi büyük insanmış:)

hem laflarımı yedim hem de zeytinleri ...:)

14 Kasım 2006

peygamberimiz neler buyurmuş, neler yapmış?

tv de bir kanalda deniz manzarası gördüm, aklıma peygamberimizin deniz hususunda ki bildiğim ve bilmediğim hadis-i şerifleri geldi. kim bilir ne güzel şeyler söylemiştir. her hususda insanlığa rehber olan efendimizin hadisleri her zaman çok merakımı celbetmiştir çok da bilgim olmamakla beraber..sonra aklıma şöyle bir şey geldi;

sizlerden hem öğrenmek hem öğretmek adına , hepinizin etkilendiği veya çok sevdiği hadis-i şerifleri bir tane iki tane..artık gönlünüzden ne koparsa,buraya yazmanızı rica ediyorum. böylelikle "yaa" dediğimiz efendimizin yeni yeni hadislerini öğrenmiş oluruz. katılırsanız çok sevinirim..

13 Kasım 2006

-ÖZLEM-

çok özledim KABE'yi çook..

epey vakit oldu gitmeyeli..

artık gitmek icab eder..

ne günlere kaldık allahım :)

çok sevdiğim, zor günlerimde hep yanımda olan, hiç bir zaman desteğini esirgemeyen, iki sene boyunca yediğimiz içtiğimiz nerdeyse ayrı gitmeyen, hem komşum, hem arkadaşım hem zaman zaman dertleştiğim ablam hem dayanağım hem dostum, kaderin yollarımızı ayırmasına rağmen her gün aklıma gelen ve her gün evde adını zikrettiğim ahbabım bana öyle bir şey yaptı ki, öyle üzüldüm kahroldum ve en önemlisi öyle şaşırdım ki hala şaşkınlığım deva etmekte..

bir işim düştü. bu dostum dediğim insandan benim için bir telefon numarası bulmasını istemiştim gayet samimane..ama yanılmışım maalesef, samimiyet falan kalmamış.bana "bulamamda verememde" diye bir cevap göndermiş, tam derdi nedir acaba canım ablacığımın derken sebebini de not düşüvermiş, kendileri bir ay kadar evvel bana, onbeş sene önce umrede tanıştığı bir arkadaşının telefonunu vermişti benden ulaşıp birbirleriyle görüşmelerini sağlamamı istemişti bende numarayı kaybetmiştim, tam da tekrar soracaktım ama fırsat vermedi ki, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum, başımıza taş yağsa yeridir. peki ne yapmalı, babamıza bile güvenmemeli mi acaba? söylenecek çok şey var söylenmemesi gereken...


demek ki neymiş, gözden ırak olununca gönülden de ırak olunuyormuş.


ne günlere kaldık allahım, dünya menfaat dünyası olmuş meğer..

11 Kasım 2006

İMAN İNSANI İNSAN EDER, BELKİ İNSANI SULTAN EDER

İman nedir? bir insan ben Allah'a inanıyorum deyipte nefsinin istekleri üzerine yaşarsa imanlı olurmu? nüfus cüzdanında müslüman yazan insan müslümanmıdır?

ŞÜKÜR, ŞÜKÜR, ŞÜKÜR SANA ALLAHIM....inşaallah hakkıyla müslümanlığımızı yapıyoruzdur, seni razı edebiliyoruzdur Ya Rabbim..

-nankör insanoğlu-

hımm, tavada pişmiş su böreği de çok güzel oluyormuş..