
8 Kasım 2007
7 Kasım 2007
6 Kasım 2007
Bu Alemde, Bir Sen Beni Anlayamadın Yar
Çocuklar, yalancı emziklerle, adam oldu yar.
İnsanlar, kuantum düşünce tekniğini buldu yar.
Amalar gördü, topallar koştu, sağırlar duydu yar.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar.
Hayal bile edilemeyen şeyler, bir bir gerçekleşti.
Keller kıllandı, kamburlar düzeldi, kadınlar erkekleşti.
Uzak mesafeler artık kısaldı, yabaniler evcilleşti.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar.
Dilin yalan söylese de, o kaçamak bakışların yaktı.
Hani, üşüdüğünü söylediğin ellerin de belki de sıcaktı.
Hep saklandın, allandın, pullandın, sonun ne olacaktı.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar...
İnsanlar, kuantum düşünce tekniğini buldu yar.
Amalar gördü, topallar koştu, sağırlar duydu yar.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar.
Hayal bile edilemeyen şeyler, bir bir gerçekleşti.
Keller kıllandı, kamburlar düzeldi, kadınlar erkekleşti.
Uzak mesafeler artık kısaldı, yabaniler evcilleşti.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar.
Dilin yalan söylese de, o kaçamak bakışların yaktı.
Hani, üşüdüğünü söylediğin ellerin de belki de sıcaktı.
Hep saklandın, allandın, pullandın, sonun ne olacaktı.
Bu âlemde, bir sen beni, anlayamadın yar...
Ne eşler varmış dünyada.Allah bu kişinin eşine sabır versin.Gerçi bana biraz abartılmış gibi geldi ama.. :) Bir de sizin fikrinizi alayım dedim..
5 Kasım 2007
3 Kasım 2007
Hayırdır İnşaallah
Son zamanlarda her gece pc nin başına oturunca nedense içimden bir ses bloga yazı yazmam gerektiğini söylüyor.Bakın yine söyledi..Bir de ısrar ediyor..Değerlendirmem lazım bu gibi durumları. Sonra yine sükuta uğramasın blogum. Boş konuşmuş olmayayım bari diye bir hadis ve bir ayet meali yazmaya karar verdim. Buyrun beraber bilgilenelim;
(Kütüb-ü Sitteyi açınca gözüme ilk çarpan hadisi yazmayı düşünmüştüm.Kısmetinize cennetle ilgili bir hadis çıktı. Devamında da bir ayet meali varmış, o da isabet oldu)
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım." Ebu Hureyre ilaveten dedi ki:
"Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun. (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükâfaatların saklandığını kimse bilemez"
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım." Ebu Hureyre ilaveten dedi ki:
"Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun. (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükâfaatların saklandığını kimse bilemez"
2 Kasım 2007
31 Ekim 2007
29 Ekim 2007
BİLAL-İ HABEŞİ
Bilal-i Habeşi'nin hayatını hep çok merak etmişimdir.Kısa bir araştırmadan sonra sizler için de biraz derleme yaptım. Kısaltmaya çalıştım ama daha fazla kısaltamadım.Uzun görüp de okumadan gitmeyin. Çok akıcı bir yazı. Mutlaka okuyun. Kolay gelsin..
Hz. Peygamber'e ilk iman edenlerden biri ve sonradan ona müezzin olan sahabî. Bilal-i Habeşî, insanların boyunlarına tasmalar takılıp çarşı-pazarda köle niyetine satıldığı bir dönemde Mekke'de dünyaya gelmişti.İslâm tarihinde unutulmaz yeri olan Bilâl-î Habeşî, aslen Habeşlidir.Hz. Bilâl, uzun boylu, zayıf, ince ve koyu esmerdi. Anası Hamâme ve babası Rebah da köle idi.
Bilâl, İslâm'ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Halef'in kölesiydi.İslâm'ın ortaya çıktığı yıllarda bir çok kimse,İslâm'a cephe almış ve sapıklıkta kalmışlardı.İşte Bilâl b. Rebah (r.a.) İslâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi.
Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl'in müslüman olduğunu anladıktan sonra, onu İslâm'dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştı. Ümeyye, öğlen vakti güneşinin bir yanardağ kesildiği anda, Bilâl'i alır, kızgın kumların üzerine yatırır, sırtına kocaman bir taş koyar ve şöyle derdi: "Muhammed'e küfret; Lat ve Uzza'ya iman et. Yoksa onlara iman edinceye kadar böylece kalacaksın."
Bilâl'in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar, göğsü yanar, nefesi tıkanır, bu müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı. Fakat dudaklarında daima şu sözler dökülürdü: "Allahu Ahad, Allahu Ahad", Onun bu durumu, müşrikleri bile hayrete düşürürdü.
İşkence altında kıvranan Bilâl (r.a.)'a rastgelen Varaka b. Nevfel,"Vallahi ey Bilâl, Allah birdir, Allah birdir. " der, sonra da müşriklere dönerek: "Siz onu bu yüzden öldürürseniz, biz onu, kendimize örnek alırız." derdi
Bilâl'in efendileri olan Mekkeli müşrikler onu, çoluk çocuğun oyuncağı yapmışlardı, ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil'di. Ama Bilâl'e yapılan işkenceler sırasında gösterdiği sabır ve tahammül hepsini şaşkına çevirirdi. Nasıl oluyor da bu derece ağır işkencelere katlanabiliyordu.
Ümeyye b. Halef'in Bilâl'e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; "Onun ahlâkını bozan sensin, onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir" demişti. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddık (r.a.) ona şu cevabı vermişti: "Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var. Hem de senin dinindendir. İstersen onu al ve bunu bana ver." Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz. Bilâl'i Hz. Ebû Bekir'e verdi. Başka bir rivayette Hz. Ebu Bekr'in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir.
Ümeyye b. Halef'in Bilâl'e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; "Onun ahlâkını bozan sensin, onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir" demişti. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddık (r.a.) ona şu cevabı vermişti: "Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var. Hem de senin dinindendir. İstersen onu al ve bunu bana ver." Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz. Bilâl'i Hz. Ebû Bekir'e verdi. Başka bir rivayette Hz. Ebu Bekr'in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir.
Bilâl'i Resulullah'ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu. Elbette bu Allah'ın bir takdiridir. Bilâl Hz. Ebû Bekir'e bu sebeple borçlu değildir. İki mümin de görevlerini yapmışlar. Allah da onlara ecrini vermiştir. Hz. Ömer şöyle der"Efendimiz Ebu Bekir, yine efendimiz Bilâl'i azad etti.
Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine'ye hicret etti.Resulullah (s.a.s.)'ın müezzini olarak tanınmaktadır. Ve sık sık ezanı Bilâl'e okuttururdu. Hatta sabah ezanındaki " " (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah "Bilâl, bu ne güzel söz!" diye onu tasvip etmişti.
Bir defasında Efendimiz, cennete girdiğini ve önünde bir ses işittiğini anlatıyordu. Cebrail'e bu sesin ne olduğunu sorunca; 'Önünüzde Bilal yürüyor' cevabını almıştı. Efendimiz'in, cennetin kendisine müştak olduğu üç kişiden biri olarak anlattığı Bilal, aynı zamanda çok mütevazı idi. Bir kısım insanlar, gelip Bilal'in faziletlerinden bahsettiklerinde çok utanmış ve, 'Ben bir Habeşliyim. Daha dün bir köleydim.' demişti.
Efendimiz, onun izdivacıyla bizzat meşgul olmuştu. Evine ziyarete geldiği bir sırada hanımının Bilal'i bir nebze üzdüğünü hissetmiş, 'Sakın Bilal'i gücendirme!' diyerek onu ikaz etmişti. Zira onu üzenin hasenatı tehlikeye girebilir, iyilikleri kabul görmezdi.
Hz. Bilâl, Resulullah'ın bütün gazalarına katıldı. Bedir gazasında Hz. Bilâl, Mekke'de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye'yi görmüş ve şöyle bağırmıştı: "İşte küfrün başı!.." Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi. Resul-u Ekrem Mekke'nin fethi ardından Kâbe'ye girerken has müezzini Hz. Bilâl'i yanlarında bulundurmuşlardı.
Resulullah, Kâbe'yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl, burada ezan okuyarak, ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu.
Resul-u Ekrem'in vefatı üzerine, ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz. Bilâl, Medine'de kalmaya dayanamayacaktı. Halife Ebû Bekir'in yanına geldi ve Efendiler Efendisi'nin bir sözünü nakletti ona. Zira Efendimiz, bir gün karşısına almış ve ona: 'Yâ Bilal! Allah (c.c) yolunda cihaddan daha faziletli bir başka amel yoktur.' demişti. Ebû Bekir, anlamıştı Bilal'in maksadını. Ortalığı sessizlik bürüdü bir müddet ve arkasından endişe dolu bir sesle, 'Ne demek istiyorsun ya Bilal!' dedi. Bilal'in cevabı hazırdı: 'Ölünceye kadar kendimi Allah (c.c) için vakfetmek.' Aynı hicran, Hz. Ebu Bekir'i de yakmıyor muydu? Gözyaşlarına hâkim olamadı ve narin bir ses tonuyla Bilal'e tekrar döndü; 'Ezanımızı kim okuyacak?' dedi. Hz. Ebu Bekir, Bilâl'e yanında kalması için ısrar ettiği halde, Hz. Bilâl ona şöyle demişti: "Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim; yok kendi nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!"
Ebû Bekir gibi varlığının tamamını Allah (c.c) yolunda seferber eden birisi, kendisi için bir adım atar mıydı hiç? 'Elbette Allah (c.c) için' cevabın verdi.
Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra, Hz. Ömer devrinde cihat devam etti. Hz. Bilâl bu cihatlara da katıldı.Hz. Ömer Filistin'e gittiği zaman, Bilâl onu karşılamıştı.Sonra beraber Kudüse girmişlerdi.Hz. Ömer, burada, Resulullah'ın vefatından beri ezan okumayan Bilâl'den ezan okumasını rica etmiş, Hz. Bilâl de halifenin ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu. Bilâl Tevhîd'in bu üstün yanı olan ezanı okumaya başlar başlamaz, Hz. Ömer ve diğer ashab Resulullah (s.a.s.) dönemini hatırlayarak, gözlerinin önüne, geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Bilâl'in ezanını dinleyenlerin hepsi, kendilerinden geçmişlerdi.
Hz. Peygamber (s.a.s.)'in irtihâlinden sonra Suriye'ye giden Bilâl,bir gece rüyasında Hz. Peygamber (s.a.s.)'i gördü. Resulullah ona, şöyle demişti: "Beni ziyaret etmeyecek misin?" Hz. Bilâl, uyanır uyanmaz, hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Medine'ye gece ulaştı. Oraya varınca Ravza-i Mutahhara'ya yüzünü sürerek, burada Resul-u Ekrem'le birlikte geçirdiği günlerin hatırasını düşünerek ağladı. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin Bilâl'i görmüş, fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica etmişlerdi. Bilâl, (r.a.) onların arzusunu yerine getirerek, Peygamber Mescid'inde ezan okumuştu. Bilâl'in sesini duyan Medineliler, İsrafil suruyla uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı. Birinci şehadetten sonra Resulullah'ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken, Hz. Peygamber'in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı fırlamışlardı. Bu sabah, bütün Medine'ye, risalet devrini bütün canlılığı ile yaşatan, herkesin hislerini coşturan, bütün müslümanların Resul-u Ekrem'e karşı duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl'in sesi idi.
Hz. Bilal altmış yaşlarında iken vefat etti.Hz. Bilâl (r.a.), vefatı yaklaşınca, ölümün ızdırabını, sevgililerine kavuşmasındaki zevk ile mezcetmiş; ömrünün son anlarında onun hastalığını gören zevcesi, teessüründen "ah ne acı" dedikçe, Bilâl: "Oh! ne tatlı!." diyor ve ekliyordu: "Yarın sevgililerle, Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım." diyordu.
Rabbim mekanını cennet etsin..
26 Ekim 2007
Hatice Teyzemi Çook Seviyorum :)
Efendim, malum şevval ayındayız. Ben de annemin eşliğinde Allah kabul ederse oruç tutmaktayım.Lakin evvelsi gün aniden çalan bir telefon herşeyi değiştirdi, samimi birbirimize nazımızın geçtiği bir aile dostumuzun kızı:"F.teyze, dün annem size gelmiş bensiz bensiz..Ben de bugün annemle geleceğim tekrar müsaitseniz, ama dün oruçmuşsunuz, bugünde oruçmusunuz?" diye sormuş. Annem de "Evet kızım orucuz ama,mutlaka beklerim"demiş.Kızın içi rahat etmemiş olacak ki:" Ya olmaz orucunuzu bozun" diye çok ısrar etmiş. Menüyü de aklından hazırlamış hanımefendi:). "Bugün (ayıptır söylemesi) kısır yapıp yiyelim" demiş. Zaten annemin kısırı da muhteşem olur :((( Neyse annem daha fazla diretemeden bozdu orucu, napsın hatuncağız..Ee, o bozunca bende arada sivrilmeyeyim diyerek "bismillah" dedim sonrada "Allahım sen çok büyüksün affet Ya Rabbim" dedim ve ben de orucumu yedim.Aslında nafile oruçta bozulabildiğini de biliyordum fakat ertesi gün bir arkadaşım "Nee, orucumu yedin, altmışbir tutman lazım.."diye ısrar edince de şüpheye düştüm, hatta bir ara sebep olanlara da çook kızdım . Sonra aklıma Hatice teyzem geldi.Önceki bir postumda muhteşem yemeklerinden de bahsetmiştim. İslami konularda da çok bilgilidir Hatice teyze. Anneme hemen "Hatice teyzeyi arayıp soralım" dedim.Canım Hatice teyzem ya..Beni altmışbir günden kurtardı, hatta üstüne karlı bile çıkdım, misafir için nafile orucu bozmak sevapmış:) Zaten çok severdim seni Hatice teyzecim, şimdi daha çok seviyorum. Eğer mübarek eşiniz M. amca izin verseydi telefonda sizden özel bir dua isteyecektim ama M.amcam kameti getirmeye başlamış bile..:)
(lafı da nasıl uzatmışım.Yazarken çabucak bitmişti halbuki.neyse kusura bakmayın artık:))
22 Ekim 2007
Dua Vakti
21 Ekim 2007
Ey nefsim! Mâdem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve
de ki:

"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim."
19 Ekim 2007
Dünyanın En Güzel Örtüsü Nasıl Yapılıyor?
Kabe Örtüsü Hazırlanışı saf ipek kullanılarak dokunan altın işlemeli örtü, Kabe-i Şerif Örtü Fabrikası'nda 3 aylık bir çalışma sonucu dokunuyor.Mekke'de bulunan Kabe-i Şerif Örtü Fabrikası, yılın sadece 3 ayında çalışıyor ve sadece Kabe'nin örtüsünü dokuyor. Toplam alanı 658 metrekare olan örtü 14 metre uzunluğunda, 101 santimetre genişliğinde ve 47 parçadan oluşuyor. Her yıl yenisi ile değiştirilen örtü daha sonra müzede ziyarete açılıyor.Altın ve gümüş ipliklerle işlenen, siyaha boyanmış saf ipekten, 1
6 parçadan oluşan ve yaklaşık 17 milyon Suudi Arabistan Riyali'ne malolan örtünün üzerinde jakard üslubu ile işlenmiş ‘‘La ilahe illallah Muhammedin Resulullah. Allah Celle Celalühü. Sübhanallahi vebihamdihi subhanallahi
el Azim. Ya hannan, ya mannan’’ ibareleri bulunuyor.Birisi Kabe kapısının örtüsü olmak üzere beş parçadan oluşan örtü için, 450 kilo ipek iplikten 658 metre kumaş dokundu. Boyama, dokuma, basma, işleme ve toplama dö
neminden geçen Kabe'nin örtüsü için, 47 top kumaş kullanıldığı öğrenildi.Örtü, Kabe'nin dört duvarından sırayla değiştiriliyor. Asansörle Kabe'nin üzerine çıkan görevliler, saldıkları iplerle Kabe’nin yeni örtüsünü yukarıya çekip, aşağıya salıyorlar. Daha sonra altta kalan eski örtüyü indiriyorlar.Kabe örtüsünün değiştirilmesi esnasında Mekke’de sadece 'yerli' halk bulunuyor. Çünkü hacıların o sırada Arafat'ta bulunmaları gerekiyor.Böylece karışıklık olmadan degiştiriliyor
***
18 Ekim 2007
12 Ekim 2007
11 Ekim 2007
Aşkın Gözü Kördür
Fırat'ın bir yakasında yaşayan bir delikanlı ile öbür yakasında yasayan güzel bir kadın varmış. Birbirlerine aşık olmuslar. Delikanli her gece Fırat'in sularinda yüzerek karşı yakaya geçer sevgilisine ulaşırmış. Şafak sökmesine yakın delikanlı sevgilisiyle görüşerek Fırat'ın azgın sularına girip öbür yakaya geçermiş. Bu gecelerce böyle sürüp gitmiş. Yine bir gece delikanlp Fırat' ı geçip sevgilisinin yanına gitmis. Safak sökerken delikanli veda etmek üzere kadinin yanina yaklaşmış, kadina dikkatle bakarak; "senin bir gözün âmâ mıydı ?!" demiş. Kadın o zaman delikanlıya bakarak;
"sen, sen ol sakın ola bugün Fırat' a girme" demiş. Delikanlı kadından ayrılmış , Fırat'a girmiş ve yüzme bilmediğinden boğulup ölmüş.
Bizim delikanli gerçekte yüzme bilmiyormuş, duyduğu aşk yüzünden onun gücü sayesinde Fırat'ı geçermiş. O aşk bitincede.... :)
10 Ekim 2007
İçimden...
Ne mübarek bir aydır ramazan
İnsanı Rabbine yaklaştırıp yalvartan
Hoş geldi safa geldi sultan
Bereketiyle evlerimizi donatan
Davulcudur kalk gafletten diyen
İki lokma ekmektir beni idare eden
İftarı dört gözle bekleyen midem
Soframızın sultanıdır küncülü pidem
Teravihe gider koşarak konu komşu
Elinde seccadesi ayağında pabucu
Telaşından göremez burnunun ucunu
Söylenir:"kör olası belediyenin çukuru"
İftarın telaşı, teravihin heyecanı bitti
Tatlı bir üzüntü bıraktı yerine şimdi
Öte yandan gelen bayram sevinc
Yüreklere bir parça su serpti
Hoş geldi.....Hoş geçti...
İşte ayrılık kapıya geldi
Bütün güzeller gibi tez bitti
Her kişiye kaldı nasibi
Hüznümdür içimde hitama varan ramazan
Sahurlar,iftarlar, teravihler ardından
Ruhumdur boynu bükük ,öksüz kalan
İşte o, ramazandır giden arkasına bakmadan
Umudumdur bir dahaki teravihe durmak
Lakin; Nebi'nin arkasında saf tutarak
Korkumdur O'nunla secdeye varamadan
Belki kucağını açar kara toprak..
8 Ekim 2007
Kahraman Şehitlerimizin Ruhlarına El Fatiha
7 Ekim 2007
Kadir Gecesi

Sual: Kadir gecesinin önemi nedir?
CEVAP:Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, Muhammed aleyhisselamın ümmetine mahsus bir gecedir. Başka Peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi]
(Kadir gecesi üç defa “La ilahe illallah” söyleyen müslümanın, birincisinde bütün günahları bağışlanır. İkincisinde Cehennemden kurtulur, üçüncüsünde Cennete girer.) [Tefsir-i Mugni]
Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatim etmekten daha sevaptır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tehlil (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni]
Kadir gecesini soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Bu yıl Kadir gecesi Ramazanın ilk gecesi idi geçti. 27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir) buyurdu. Başka birisine de, (Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et! Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın) buyurdu. Hz. Âişe validemize de, (13. gece idi geçti. Kadir gecesini kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu için azık olarak o geceki ibadet sana yeter) buyurdu. Hz. Âişe validemiz, (Resulullah, Ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi) buyuruyor.
Resulullah efendimiz, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni) duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce! Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece.
Sual: Kadir gecesinin alametleri nelerdir?
Kadir gecesin alametleri Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar. Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer hazretleri anlatır: Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu değildi, tatlı ve hoş idi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kadir gecesi açık ve mülayim olur. Soğuk ve sıcak değildir, sabahında da güneş zaif ve kızıl olarak doğar.) [Taberani] (Kadir gecesi açık olur, sıcak ve soğuk değildir. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur. O gecenin sabahının alameti güneşin şuasız doğmasıdır.) [Taberani] (Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim]
6 Ekim 2007
Kabir Azabı
Fotoĝrafta Ommanın devlet hastanesinde ölen 18 yaşlı gencin resmi. Gencin cesedi gömüldükten sonra üç saat sonra babasının talebi üzerine kabirden geri çıkarılmıştı. Hastanede vefat eden genç aynı gün hoca tarafından yıkanmış, cenaze kılınıp defnedilmişti. Görgü tanıkların, akrabaların ve doktorların ifadelerine göre genç siyah saçlı, hiç bir yerinde kırık, dövülme veya işkence yeri olmadıĝı şekilde defnedilldiĝini ifade ediyorlar. Fakat gömüldükten üç saat sonra babası doktorların oĝlunun ölüme sebep olan dianoza şüphe eder ve oĝlunun kabirden çıkartılıp otopsi yapılmasına talep etmişti.Üç saat önce defnedilen genç çıkarıldıktan sonra, onu gören aile fertleri ve tüm akrabaları şok olmuşlar. Çünkü kabire koydukları genç idi, fakat üç saat sonra önlerinde yatan saçları bem-beyaz olan, sanki çok ihtiyar bir insanın cesedi idi. Saçları beyaz, bütün bedenine inanılmaz seviyede işkence ve azab vermenin izleri bulunuyordu. Ellerin, kolların ve ayakların kemikleri kırık vaziyette. Kaburga kemikleri kırık ve bedenin içeresine inanılmaz bir şiddetle basık durumdaydılar. Bütün bedeni ve yüzü yekpare bir morluk hale gelmişti. Kurtuluşu artık ummayan ve sonsuz acıya mazhar olduĝu açık gözlerinden ve kurumuş kandan gencin inanılmaz bir işkenceye tutulduĝunu gösteriyorÖlen gencin akrabaları İslam âlimlere yöneldiler. Onlar da durumu öĝrendikten sonra, hepsi dilbirliĝi ile Kabir azabının ibretli bir örneĝin olduĝunu ifade ettiler
cesareti olanlar burdan fotoğraflara ulaşabilirler..
http://www.kadinlarkulubu.com/kabir-azabi-resimli-18-hamilelere-yasak-t21695/index.html
cesareti olanlar burdan fotoğraflara ulaşabilirler..
http://www.kadinlarkulubu.com/kabir-azabi-resimli-18-hamilelere-yasak-t21695/index.html
4 Ekim 2007
Nasipsizim..

Ramazanın beşinci günü iftara iki saat kala Ankaranın evin içini serinleten bu sıcak havasında Stv 'de Reha Yepremle iftar zamanı adlı programı izlerken misafirlerinden bir Dç.Doktorun, Efendimizden ve mübarek şehir Medine'den bahsederken gözümün önüne gelen güzel Medinemin yolları kaldırımları taşı toprağı her bir ayrıntısı içimdeki, yüreğimi kavurası hasreti bütün zerrelerimde hissettirdi bana ve kahretti...çok üzüldüm bu sene olamadım oralarda....Geçen sene bu mübarek ayda o mübarek şehirdeydim. Ademoğullarının Efendisinin yanıbaşındaydım. huzurunda duaya durup yalvarmaktaydım şefaati için..bütün peygamberlerinde altında toplanacağı Hamd sancağının altında bir köşeyede beni kabul etmesi için duadaydım.. Mübarek mescidinde sohbet etmekteydim Nebiyle...
Bu sene nasiplenemedim Medineden, bu sene oruca niyet edemedim Mescidi Nebevide, açamadım orucumu " benim soframa otur " nidaları ile uzanan ellerin verdiği bir tek hurmayla, teravihe duramadım O' nun arkasında yine. nasiplenemedim bu sene... nasipsizim..
1 Ekim 2007
2 Eylül 2007
30 Ağustos 2007
22 Ağustos 2007
KİMSELERE DİYEMEDİM
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin...
..Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana...
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim...
İtirafımdır; Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım :((
Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.
İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun...
İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim utanmadan hem de... Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim:( ...
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın...
...Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?
15 Ağustos 2007
"Emir" deyip geçmeyin
Tatil için annemin yanına geldim bir ay önce. tatil için dediğime bakmayın lafın gelişi öyle diyorum.tatil falan yaptığımdan değil yoksa, bilakis anneminde dediği gibi annemlerin tatilini de engellemiş oldum :) ben burdayken ablamlarda geldiler, bir kaç gündür kardeş kardeş oturuyoruz..biz kardeş kardeş oturuyoruz da, ablamın Emir adında bir oğlu var ki, Emir deyip geçmeyin. maşaallahı var çocuğun ya.bilirdim de bu kadarını bilmezdim. ablacım kusura bakma ama oğlun çooooooook hareketli..(aslında yaramaz demişdim de ablam sildirdi, Peygamberimiz "çocuklara yaramaz demeyin" demiş) annemin bile başını döndürüyormuş, kendisi diyor :) ayrıca hep kızımı ağlatıyor. tamam betülde biraz mızmızlık yapıyor ama senin oğlun da kızıma nefes aldırmıyor yani. ne bu canım aaaa:)) betül elini neye atsa emir de betülün üstüne atlıyor, neymiş efenim kızımın elindeki bebeği istiyormuş. bir kere bebek zaten kız oyuncağı...herkes kendine göre olan oyuncakla oynasın. haksızmıyım ama.. bir şey değilde, annem ikimizi de kapının önüne koyacak diye korkuyorum. çoluk çocuk kalırız sokakta mazaallah,bizi sokakta gören olursa Allah rızası için sahip çıksın bu gariplere..:)
12 Ağustos 2007
Allah rahmet etsin
Faniyim fani olanı istemem.Acizim aciz olanı istemem.
Ruhumu rahmana teslim eyledim gayri istemem.
İsterim fakat bir yar-ı baki isterim.
Zerreyim fakat bir şems-i sermet isterim.
Hiç ender hiçim fakat bu mevcudatı umumen isterim.
Ruhumu rahmana teslim eyledim gayri istemem.
İsterim fakat bir yar-ı baki isterim.
Zerreyim fakat bir şems-i sermet isterim.
Hiç ender hiçim fakat bu mevcudatı umumen isterim.
Bu dünyada ebedi kalacağım sanıyorum. Ölüm hep başkalarına var, bana yok sanıyorum. Azrail hep diğer insanların ruhunu alacak, benim ruhuma karışmayacak sanıyorum.Hep başkalarına yakıştırıyorum kefeni. Ben toprağa girmem sanıyorum. Benim sanıyorum bu bedeni, verenin şüphesiz ki geri alacağını unutuveriyorum.Ancak bir ölüm haberi duyunca ayıkıyor gafil kafam..
Eşimin bir iş arkadaşı..Eskiden casinoculuk yaparmış.Casinoculuk yasaklandıktan sonra da inşaat işine girmiş. Namaz kılmazmış ama arada umre yaparmış.Sekiz yaşındada bir oğlu varmış.
Dün, iznini kullanmak üzere Türkiyeye gelmiş ve akşam, evinde kalp krizi geçirerek rahmetli olmuş. Rabbim ailesiyle vedalaşması için izin vermiş sanki..O kadar yoldan gelmiş, hanımını oğlunu görmüş ve ruhunu teslim etmiş.
Allah taksiratını affetsin, hasenatını muzaaf etsin.Mekanını cennet etsin. Bizlere de iman-ı kamil ve hüsn-ü hatime nasip etsin. Amin
Eşimin bir iş arkadaşı..Eskiden casinoculuk yaparmış.Casinoculuk yasaklandıktan sonra da inşaat işine girmiş. Namaz kılmazmış ama arada umre yaparmış.Sekiz yaşındada bir oğlu varmış.
Dün, iznini kullanmak üzere Türkiyeye gelmiş ve akşam, evinde kalp krizi geçirerek rahmetli olmuş. Rabbim ailesiyle vedalaşması için izin vermiş sanki..O kadar yoldan gelmiş, hanımını oğlunu görmüş ve ruhunu teslim etmiş.
Allah taksiratını affetsin, hasenatını muzaaf etsin.Mekanını cennet etsin. Bizlere de iman-ı kamil ve hüsn-ü hatime nasip etsin. Amin
Biliyorum Rabbim! Bu dünyaya ait değil yüreğim... ne toplayıp tası tarağı dünyadan ayrılabiliyorum, ne de dünyaya tamamiyle taşınabiliyorum... böyle çelişkilerde... işte böyle savruluyorum.. Biliyorum...Yüreğime rahmeti sekinetini indireceksin... ne zaman? sabırla bekliyorum...
10 Ağustos 2007
Gel Ey Muhammed! Bahardır..
Dualar ardında saklı aminlerimiz vardır
Hacdan döner gibi, miraçdan döner gibi gel..gel..
Bekliyoruz yıllardır
Gıyaben dua makbul imiş
Sahib-i Miraç böyle demiş
Namaz mü'mine miraç imiş
Kalbi titreyen, gözler yaşartan, avuç açan kullarına
Rabbim mağfiret et
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
Dualar ardında saklı aminlerimiz vardır
Hacdan döner gibi, miraçdan döner gibi gel..gel..
Bekliyoruz yıllardır
Gıyaben dua makbul imiş
Sahib-i Miraç böyle demiş
Namaz mü'mine miraç imiş
Kalbi titreyen, gözler yaşartan, avuç açan kullarına
Rabbim mağfiret et
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
Allah bir daha düşürmesin
Geçen gün oğlum ateşlenmişti. tanıdık bir çocuk doktorunu aradık. şehir dışındaymış. ama mutlaka bir doktora gösterilmeli dedi. aslında çok ciddi bir şey olduğunu düşünmüyordum. sonradan da pişman olmayayım diye doktorun tavsiyesi üzerine evimize çok yakın olan üniversite hastanesinin aciline götürelim dedik, demez olsaydık keşke..diyeceğim ama keşke demek de doğru değil. herşey kader kısmet..göreceğimiz varmış.
Hastaneye girdik, şikayetlerimi söyledim ve pratisyen doktorlar muayene etmeden tecrübe edinmek için taze bir malzeme bulmuş gibi çocuğun üzerinde deney yapıyorlardı. şaşkınlık ve endişe içinde bakakalmıştım.yanımda ablam vardı. o benden daha kuvvetliydi.ben asık suratlı doktorlara çocuğun nesi var diye sormaya bile çekinirken ablam sormuştu ve cevabını da almıştı :) insanı döver gibi konuşan ilgisiz ve bilgisiz doktorlar çocuğun etrafında dolanıp duruyorlardı. belki otuz tane tahlil istediler. ateşten götürdüğüm çocuğun ateşini ölçmek dört saat sonra akıllarına geldi. film çektiler. ama çektikleri filmden bir şey anlamadılar. ablam "nedir durum, biraz bilgi verseniz " deyince sinirlenen doktor hiç çekinmeden "çocuğunuzun durumu çok ciddi ameliyat olması lazım, hemen yoğun bakıma almamız lazım" dedi. bunu duyunca dünya başıma yıkılmıştı sanki. az sonra dedesi de gelmişti hastaneye, çocuğun durumunu sorunca doktorlar " elli kişiye bilgi veremeyiz annesine veririz sadece" dediler. sonrasında ufak bir tartışma...
Saatler sonra bana bilgi vermek için odaya giren doktorlar odayı boşaltmak istediler. dedesi ve teyzesi dışarı çıkacaklarmış. böyle bir saçmalık ilk defa görüyordum. yine ufak bir tartışmadan sonra lafda doktorlar sinirlenip daha önce de yaptıkları gibi bilgi vermeden odadan çıkmışlardı. ben hala oğlumun nesi olduğunu bilmiyordum. aslında artık öğrenmek de istemiyordum. tek istediğim elimizi verip kolumuzu kaptırdığımız bu hastaneden kurtulup çocuğu başka bir doktora götürmekdi. en sonunda bu hastanede çalışan bir tanıdık doktorla irtibata geçerek şikayette bulunduk ve sonunda ordan kurtulduk.
Saat 12'de gitmiştik hastaneye, saat 6 olmuştu ama ben çocuğun ameliyat olması gerektiğinden başka hiç birşey bilmiyordum.nihayet ambulansla kendi istediğimiz bir doktorun özel muayenehanesine bıraktılar. daha öncede telefonda durumu anlatmıştık doktora, o da üniversiteye güvenmiyor olsa gerek ki, başka bir yere gitmeyin, önce ben bir çocuğu göreyim dedi ve gördü.
Elhamdulillah çok şükür Allah'a ki sözde doktorların bahsettikleri hiçbirşey doğru değilmiş. son derece sağlıklı bir çocuk olduğunu söyleyen özde doktor kalbimi rahatlattı çok şükür.
Sözde doktorlara kalsa çoktan çocuğu kesip biçmişlerdi..her nekadar sinirimi bozsalarda benim için önemli olan oğlumun sağlığı..Allah kimseyi bu ve bunun gibi hastanelere düşürmesin.sağlam insanı hasta eder böyle doktorlar. bu da bana çoook büyük bir tecrübe oldu. bir daha üniversiteye gitmek mi.. allah korusun.
Hastaneye girdik, şikayetlerimi söyledim ve pratisyen doktorlar muayene etmeden tecrübe edinmek için taze bir malzeme bulmuş gibi çocuğun üzerinde deney yapıyorlardı. şaşkınlık ve endişe içinde bakakalmıştım.yanımda ablam vardı. o benden daha kuvvetliydi.ben asık suratlı doktorlara çocuğun nesi var diye sormaya bile çekinirken ablam sormuştu ve cevabını da almıştı :) insanı döver gibi konuşan ilgisiz ve bilgisiz doktorlar çocuğun etrafında dolanıp duruyorlardı. belki otuz tane tahlil istediler. ateşten götürdüğüm çocuğun ateşini ölçmek dört saat sonra akıllarına geldi. film çektiler. ama çektikleri filmden bir şey anlamadılar. ablam "nedir durum, biraz bilgi verseniz " deyince sinirlenen doktor hiç çekinmeden "çocuğunuzun durumu çok ciddi ameliyat olması lazım, hemen yoğun bakıma almamız lazım" dedi. bunu duyunca dünya başıma yıkılmıştı sanki. az sonra dedesi de gelmişti hastaneye, çocuğun durumunu sorunca doktorlar " elli kişiye bilgi veremeyiz annesine veririz sadece" dediler. sonrasında ufak bir tartışma...
Saatler sonra bana bilgi vermek için odaya giren doktorlar odayı boşaltmak istediler. dedesi ve teyzesi dışarı çıkacaklarmış. böyle bir saçmalık ilk defa görüyordum. yine ufak bir tartışmadan sonra lafda doktorlar sinirlenip daha önce de yaptıkları gibi bilgi vermeden odadan çıkmışlardı. ben hala oğlumun nesi olduğunu bilmiyordum. aslında artık öğrenmek de istemiyordum. tek istediğim elimizi verip kolumuzu kaptırdığımız bu hastaneden kurtulup çocuğu başka bir doktora götürmekdi. en sonunda bu hastanede çalışan bir tanıdık doktorla irtibata geçerek şikayette bulunduk ve sonunda ordan kurtulduk.
Saat 12'de gitmiştik hastaneye, saat 6 olmuştu ama ben çocuğun ameliyat olması gerektiğinden başka hiç birşey bilmiyordum.nihayet ambulansla kendi istediğimiz bir doktorun özel muayenehanesine bıraktılar. daha öncede telefonda durumu anlatmıştık doktora, o da üniversiteye güvenmiyor olsa gerek ki, başka bir yere gitmeyin, önce ben bir çocuğu göreyim dedi ve gördü.
Elhamdulillah çok şükür Allah'a ki sözde doktorların bahsettikleri hiçbirşey doğru değilmiş. son derece sağlıklı bir çocuk olduğunu söyleyen özde doktor kalbimi rahatlattı çok şükür.
Sözde doktorlara kalsa çoktan çocuğu kesip biçmişlerdi..her nekadar sinirimi bozsalarda benim için önemli olan oğlumun sağlığı..Allah kimseyi bu ve bunun gibi hastanelere düşürmesin.sağlam insanı hasta eder böyle doktorlar. bu da bana çoook büyük bir tecrübe oldu. bir daha üniversiteye gitmek mi.. allah korusun.
Ben bunları yazarken geçmiş olsun demek için arayan bir arkadaşım da benim gibi cahillik etmiş ve bir gün aynı hastaneye gitmiş. doktorların dediğine göre bütün beyin damarları tıkalı gözüküyormuş :))
Sen ölmüşsün de ağlayanın yok arkadaşım:)
7 Ağustos 2007
yürüyen cenazeler
dün biraz mecburiyetten birazda keyfi olarak kısa süreliğine çarşıya çıkmıştım. uzun zamandırda çıkmıyordum. birazda onun etkisinden belki; feci bir halet-i ruhiye içinde mahkum gibiydim..çıkmak istiyordum ama mümkün değildi. nereye baksam yürüyen cenazeler dünya telaşı içinde ordan oraya koşuşturup duruyorlardı. tam da, "napıyor bunlar böyle, herkes boş işler peşinde koşuyor..nedir bu insanların hali" derken dönüp kendime bir baktım..bir yürüyen cenaze de benmişim meğer..irkildim birden ve kendime: " sen de uyan, herkes gibi öleceksin " dedim."her nefis ölümü tadacaktır"
2 Ağustos 2007
herkese selamlar
özlemişim buraları.uzuun zaman oldu..diğer blogları da gezemiyordum, bir bakınayım bari kimler neler yapmış..benim gibi ihmalkarlar varmıymış. bloguma girip de geri geriye dönen arkadaşlardan özür dilerim. kusura bakmayın lütfen. yakın zamanda tekrar görüşmek üzere..
sağlıcakla kalın......
10 Mayıs 2007
azerinin aşkı..:)
ESK
sen meni sev, men seni sevim
sen menin icin yan
ben seni severah yanim dutusim
glasik esk neyle onu yasiyah
yada sevme haberin olmasin
men sana sevdalanip dolasim
platonik esk neyse onu yasiyah
sevdada oturah yiyah icah
elele olah,gan kusah
tombilik esk neyse onu yasiyah
istersen sevdandan kendimi kesim
saimi solumu dogriyim bicim
psikopatik esk neyse onu yasiyah
eyle sevah ki gara sevda olah
araplara benziyeh gapgara olah
gara esk neyse onu yasiyah
yalan soylemiyah, hep dogru diyah
beraber oturah beraber yiyah
realist esk neyse onu yasiyah
birbirimize turku soliyah,mizildiyah
elele tarlalarda,bostanlarda gezah
romantik esk neyse onu yasiyah
kediyi,gudigi sen diye sevim
sen de horozi,guligi men diye sev
sembolik esk neyse onu yasiyah
gel elele tutusip kendimizi elehtriga verah
zangir zangir titriyah, olmiyah
elektronik esk neyse onu yasiyah
ahirlarda,komlarda bulusah
tezek agalahlarinin dibinde oturah
otantik esk neyse onu yasiyah.
sen meni sev, men seni sevim
sen menin icin yan
ben seni severah yanim dutusim
glasik esk neyle onu yasiyah
yada sevme haberin olmasin
men sana sevdalanip dolasim
platonik esk neyse onu yasiyah
sevdada oturah yiyah icah
elele olah,gan kusah
tombilik esk neyse onu yasiyah
istersen sevdandan kendimi kesim
saimi solumu dogriyim bicim
psikopatik esk neyse onu yasiyah
eyle sevah ki gara sevda olah
araplara benziyeh gapgara olah
gara esk neyse onu yasiyah
yalan soylemiyah, hep dogru diyah
beraber oturah beraber yiyah
realist esk neyse onu yasiyah
birbirimize turku soliyah,mizildiyah
elele tarlalarda,bostanlarda gezah
romantik esk neyse onu yasiyah
kediyi,gudigi sen diye sevim
sen de horozi,guligi men diye sev
sembolik esk neyse onu yasiyah
gel elele tutusip kendimizi elehtriga verah
zangir zangir titriyah, olmiyah
elektronik esk neyse onu yasiyah
ahirlarda,komlarda bulusah
tezek agalahlarinin dibinde oturah
otantik esk neyse onu yasiyah.
8 Mayıs 2007
Tasavvufda dört kapı vardır
Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"
"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım." Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat atmış. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat atmış. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış. Mevlana;
"işte sana istediğin örnekler.... Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, ynısını sana iade etti İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokdı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu. Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı. Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.Onun için dönüp bakmadı bile...
Mevlana
3 Mayıs 2007
ehliyetiniz varmı?
13 Nisan 2007
yesek mi? yemesek mi?

geçenler de markette kızımın tutturması üzerine bir tane pringles almıştık (ayıptır söylemesi) kızım yerken hiç aklıma gelmemişti ama az evvel iki tane yiyeyim dedim elime aldım ve yedim, yerken de aklıma birden acaba "yesem mi? yemesem mi?" sorusu geldi. bir ara çıkan söylentilere göre içinde domuz yağı vardı. (bu arada bu hayvanın ismini zikredeninde kırk gün duası kabul olmazmış, çocukken arkadaşlarımdan duymuştum :) )
şimdi bunda bu var mı yok mu bilmiyorum.hem var diyenler doğru mu söylüyorlarki acaba? veya yok diyenler??
belki de haberim olmadan başka gıda yollarıyla yiyorumdur zaten bu şeyi..olabilir pek tabi..
şimdi ben mesulmüyüm değil miyim? konu hakkında hocalarımızdan aydınlatıcı fikirlerini bekliyorum..
9 Nisan 2007
sizden de her sabah sekiz şey isteniyor mu?
Filistin'in Gazze sehrinde Hicri 150'de dünyaya gelen Imam-I Safii Hazretleri, Misir'da 204'te vefat eden bir büyük müçtehidimizdir.İlim sahibi olma konusunda söyledigi su sözleri unutulmamistir:
- Bir adam para kazanmak için nasil istek duyarsa ben de ilim elde etmek için öyle istek duyarim. Yavrusunu kaybeden anne bulunca nasil sevinirse ben de bilmedigim bir meselenin cevabini bulunca öyle sevinirim!.. Ilim konusunda isteklerinin derinligini böyle ifade eden Hazreti Safii, ilimden ne anladigini da su altin cümlesiyle açiklamistir:
- Ilim, ögrenilen degil yasanandir!.. Yasanmayan ilim, geçmeyen para gibidir. Sahibine hiç faydasi olmaz. Sadece bilgim var diye gururlanmasina sebep olur o kadar... Et-Terbiyet'ü l Islam'da Hazret-i Imam'dan (sizinle paylasmak istedigim) söyle mesaj yüklü bir olay nakledilir. Bir sabah namazindan sonra evine dönerken yaklasan biri:
- Efendi Hazretleri der, derin düsünce içinde gidiyorsunuz gibi geliyor bana. Bir sikintiniz mi var?.. Safii Hazretleri söyle karsilik verir.
- Evet der, her sabah benden istenenleri düsünüyorum da dalginlasiyorum. .. Adam merak eder:
- Her sabah sizden istenenler mi var? Kimler neleri istiyor sizden?.. Imam istenenleri söyle açiklar. Der ki:
- Her sabah benden sekiz seyin istendigini tespit ettim. Söyle siralar bu sekiz seyi:
1- Rabb'im, benden farzlarini istiyor.
2- Resulullah benden sünnetlerini istiyor.
3- Ailem benden helal nafakalarini istiyor.
4- Imanim ve aklim kendilerine uymami istiyor.
5- Nefsim ve seytanim da onlara uymami istiyor.
6- Her an yanimda bulunan Kiramen Katibin melekleri de benden sevap yazdirmami istiyor.
7- Yeni basladigim her sabah benden bir gün daha yaslandigimi >>hatirlamami istiyor...
8- Hazreti Azrail de kendisine bir gün daha yaklastigimi düsünmemi istiyor...Bunlari sirasiyla sayan Hazreti Imam:
- Iste der, ben bütün bu isteklerin muhatabi olarak her sabah günlük hayatima basliyorum. Dalgin yürüyüsüm bundandir...Bu defa da soru sahibi düsünmeye baslar:
- Ya imam der, bunlar sadece sana mahsus sorular mi, yoksa bana da soruluyor mu bu sorular?Hazreti Imam tebessüm ederek cevap verir:
- Onu senin irfanin bilir. Ben kendime her sabah böyle sorularin soruldugunu tespit ettim, istersen sen de söyle bir tefekkür et, belki sana da sorulan sorular olabilir.Adam bir an söyle bir dalar, hemen arkasindan da basini sallayarak cevap verir:
- Evet ya imam, der, bu sorular sadece sana degil bana da, hatta her sabah günlük hayatina baslayan herkese de sorulan sorulardir. Ama biz bunlari düsünmüyorsak, bize de sorulmayisindan degil bizim gafletimizdendir.
(alıntıdır)
8 Nisan 2007
çocuk aklı :)
teyze: nasıl nasıl görüyorum canım, güzel görüyorum işte.
ayşe: öyle değil teyze, yani mavi görmüyormusun?
teyze:yooo, neden mavi göreyim ki?
ayşe: ama gözlerin mavi, hayret nasıl mavi görmüyorsun anlamadım..
teyze: :)))
ellerime sağlık
bu gördüğünüz mutfak duvarı efenim, ne kadar da şık, temiz, asil duruyor, öyle değil mi? çünkü ben boyadım ayıptır söylemesi, nasılda güzel boyamışım..ellerime sağlık gerçekten de...:)
2 Nisan 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































